VEYSİ POLAT
Bazı maçlar kazanılır.
Bazı maçlar ise bir takımın kim olduğunu anlatır.
Amedspor’un dün Başakşehir karşısında aldığı 5-0’lık galibiyet, ikinci türden bir maçtı.
Skor tabelasında beş gol vardı.
Ama sahada bundan çok daha fazlası görünüyordu.
Karınca gibi çalışan, arı gibi kovalayan, rakibe nefes aldırmayan, kalesini Diyarbakır surları gibi kapatan bir takım.
Önde baskı yaptı, ikinci topları topladı, pas kanallarını kapattı.
Topu kaybettiğinde birlikte reaksiyon gösterdi, kazandığında hızla hücuma çıktı.
Savunma ile hücum arasındaki mesafeyi hiç açmadı.
5-0 öndeyken bile mücadeleden vazgeçmedi.
Bu yalnızca fiziksel güç değildi.
Özgüven, oyun aklı ve karakterdi.
Gift Orban gecenin yıldızıydı.
Üç gol attı.
Ama hat-trick’i yalnızca Orban’ın hanesine yazmak Amedspor’un asıl başarısını eksiltir.
Çünkü arkasında çalışan bir takım vardı.
Krasniqi, Dia Saba, Furkan, Ballet ve diğerleri…
Orta sahada bitmeyen enerji, savunmada yardımlaşma, hücumda sürekli hareketlilik…
Bir oyuncu parladı, takım kazandı.
Futbolda buna takım olmak deniyor.
Diyarbakır’da ise karşılığı daha sade:
Birlikte ayakta kalmak.
Tribün de bunun farkındaydı.
Diyarbakır Stadyumu tıklım tıklımdı.
Meksika dalgası, Viking alkışı, Kürt halayı, marşlar, tezahüratlar…
Bütün stat aynı anda nefes alıyordu.
Çünkü Amedspor artık yalnızca sahadaki 11 oyuncudan ibaret değil.
Arkasında koca bir kent, geniş bir coğrafyaya yayılmış bir halk var.
Bu bağın kökleri de bugünün başarısından çok daha geriye gidiyor.
Bir halk yıllarca düz ovada siyaset yaptı.
Israr etti, direndi, baskının türlü biçimleriyle karşılaştı.
Siyasetin içinde dışlandı; kimliği, dili ve kültürü üzerinden tartışmaların konusu oldu.
Bedeller ödedi.
Amedspor da bu hafızanın içinden çıktı.
Tribünlerde Kürt kimliğine yönelik saldırılar yaşandı.
Irkçı sloganlar atıldı.
Yeşil-kırmızı forma üzerinden insanlar hedef gösterildi.
Farklı dönemlerde hakem kararları, tribünlerdeki nefret dili ve baskılar takımın karşısına çıktı.
Yöneticileri tribünde linç etmeye, aşağı atmaya kadar varan saldırılar yaşandı.
JİTEM’in, beyaz Torosların, sarı torbaların hafızasını taşıyan bu coğrafyada futbol hiçbir zaman sadece futboldan ibaret olmadı.
Ama Amedspor’un hikayesi yalnızca mağduriyet üzerinden de okunamaz.
Çünkü bu takımın asıl başarısı, kendisine biçilen role razı olmamasıdır.
Küllerinden doğdu.
Bir noktadan sonra yalnızca direnmenin yetmeyeceğini gördü.
2018’de hedef büyüdü:
Süper Lig.
İyi niyetin yetmediği görüldü.
Organizasyon, kurumsallaşma ve finans gerekiyordu.
Kentin iş dünyası, sivil toplum kuruluşları, İstişare Kurulu ve kulübün etrafında kenetlenen insanlar devreye girdi.
Amedspor için artık yalnızca “başarılı olalım” denilmiyordu.
“Süper Lig’e çıkacağız” deniliyordu.
Sonra o hedefin sloganı geldi:
“Em Tên.”
Yani:
Geliyoruz.
Bu iki kelime yalnızca bir tribün sloganı değildi.
Kendi dilimizle, kültürümüzle, renklerimizle bu ülkenin en üst futbol sahnesinde yer alacağız demekti.
Ve yıllar süren mücadelenin ardından o söz sahada karşılığını buldu.
Önce Erzurumspor geldi.
Ardından Trabzonspor.
Başakşehir…
Her galibiyet, o büyük hedefe atılan bir adım oldu.
Sonunda Süper Lig’e geldiler.
Şimdi ise orada yalnızca bulunmuyorlar.
Kendilerine yer açıyorlar.
Dün gece Başakşehir karşısında alınan 5-0’lık galibiyet de bunun güçlü göstergelerinden biri.
Çünkü bu kez yalnızca üç puan kazanılmadı.
Yıllarca “olmaz” denilen bir şeyin mümkün olduğu bir kez daha gösterildi.
Belki de Amedspor’un bugün verebileceği en güçlü mesaj da bu:
Geçmişi unutmadan, geleceği geçmişin üzerine kurmadan…
Kavgayı büyütmeden.
Nefreti çoğaltmadan.
Sahada konuşarak.
Topla.
Presle.
Mücadeleyle.
Golle.
Galibiyetle.
Dün geceki beş gol, aslında tek bir cümlenin farklı kelimeleri gibiydi:
“Em li vir in.”
Yani “Buradayız.”
Kolay teslim olmayacağız.
Bu ligin takımıyız.
Ve hepsinin özeti:
Kendimiz olarak da başarabiliriz.
Çünkü mesele yalnızca Süper Lig’e çıkmak değildi.
Mesele, en üst sahnede kendi kimliğinle var olabilmekti.
Bugün tribünde Kürt halayı çekiliyor, Viking alkışı yapılıyor, Meksika dalgası yükseliyor.
Sahada dünyanın farklı yerlerinden gelen futbolcular aynı forma için mücadele ediyor.
Belki de birlikte yaşamanın en sade fotoğraflarından biri burada.
Farklılıkların yan yana geldiğinde güç olabileceğini gösteren bir takım.
Siyasette yıllarca çözülemeyen meselelerin normalleşmeye başladığı bir dönemde Amedspor’un hikayesi de başka bir anlam kazanıyor.
Çünkü Diyarbakır artık yalnızca geçmişiyle anılmak istemiyor.
Başardıklarıyla anılmak istiyor.
Sanayisiyle.
Üretimiyle.
Kültürüyle.
Sporuyla.
Amedspor’uyla…
Dün gece statta yalnızca beş gol atılmadı.
Yılların emeği, bir kentin özgüveni ve bir takımın karakteri sahaya çıktı.
Diyarbakır’ın surları nasıl taş taş üstüne konarak yükseldiyse, Amedspor da kendi surlarını örüyor.
Maç maç.
Galibiyet galibiyet.
Bir zamanlar “Em Tên” diyenler, bugün artık başka bir cümle kuruyor:
Geldiler.
Şimdi önlerinde daha uzun bir yol var.
Daha büyük rakipler, daha ağır sınavlar…
Ama artık mesele yalnızca Süper Lig’de kalmak değil.
Kendi hikayelerini, kendi kimlikleriyle ve kendi başarılarıyla kalıcılaştırmak.
