Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Kibir ve rotasını şaşıranlara dair…

VEYSİ POLAT Son zamanlarda kentte tuhaf bir ruh hali dolaşıyor. Sözün içi boşalmış, emeğin değeri küçültülmüş, üretmeyenler en çok konuşuyor… Bunun adı biraz da kibir. Diyarbakır gibi tarihsel yükü ağır, sosyolojik dokusu derin, politik refleksleri güçlü bir kentte kibir yalnızca bireysel bir zaaf sayılmaz. Aynı zamanda toplumsal hafızaya karşı bir hoyratlıktır. Çünkü bu şehir kolay […]

Kibir ve rotasını şaşıranlara dair…
  • 18 Mart 2026 02:52

VEYSİ POLAT

Son zamanlarda kentte tuhaf bir ruh hali dolaşıyor.

Sözün içi boşalmış, emeğin değeri küçültülmüş, üretmeyenler en çok konuşuyor…

Bunun adı biraz da kibir.

Diyarbakır gibi tarihsel yükü ağır, sosyolojik dokusu derin, politik refleksleri güçlü bir kentte kibir yalnızca bireysel bir zaaf sayılmaz.

Aynı zamanda toplumsal hafızaya karşı bir hoyratlıktır.

Çünkü bu şehir kolay kurulmadı.

Kolay ayakta kalmadı.

Yıllarca kimliği tartışılmış, sesi kısılmaya çalışılmış bir toplumun tam merkezinde duruyor Diyarbakır.

Burada söz kurmak, kent adına iddia ortaya koymak, başka yerlerden çok daha fazla sorumluluk ister.

Ama bugün görüyoruz; kentin zor zamanlarında ortada görünmeyenler, toplumsal meselelerde tek bir cümle kurmayanlar, kent için somut bir üretim ortaya koymayanlar, bir anda “memleket sevdalısı” kesiliyor.

Dün sessiz kalanlar bugün konuşabilir.

Hatta konuşmalı da.

Ama mesele sadece söz söylemek değil; mesele ne zaman, hangi emekle konuştuğundur.

Diyarbakır’ın politik kültürü hafızayla şekillenir.

Burada insanlar kimin gerçekten emek verdiğini, kimin rüzgarın yönüne göre konum aldığını çok iyi bilir.

Siyaset kürsüde değil, hayatın içinde, sokağın nabzında, gündelik mücadelenin tam ortasında yapılır.

Kibir işte tam burada ortaya çıkar.

Kente katkı sunmadan kent üzerine hüküm kuranlar…

Yıllarca taş üstüne taş koyanları küçümseyenler…

Toplumsal emeği değersizleştirip kendine alan açmaya çalışanlar…

Hepsi aynı kibir zincirinin halkalarıdır.

Ama toplumun terazisi nettir.

Gürültüye bakmaz, sürekliliğe bakar.

Parıltıya aldanmaz, emeğe değer verir.

Tam da bu yüzden bugün ortaya çıkan “yeni yol göstericilere” karşı doğal bir mesafe vardır.

İnsanlar haklı olarak soruyor:

Bu kent nefes almaya çalışırken siz neredeydiniz?

Hangi soruna el verdiniz?

Hangi yükü omuzladınız?

Bu sorular kibirle yanıt bulmaz, samimiyetle bulur cevabını.

Çünkü Diyarbakır’da güven, kısa yoldan kazanılmaz.

Rota şaşıranlar, emeği küçümseyenler çok çabuk fark edilir.

Ve işte tam da bu yüzden söylenmesi gereken söz geciktirilmeden söylenmeli:

“Bu toplumun güvenini kazanmak istiyorsanız, sloganla değil samimiyetle üretin. Gürültüyle değil, emekle verin. Kibirle değil, sorumlulukla taşıyın!”

Kentin emeğini küçümsemeyin!

Toplumsal hafızayı hafife almayın!

Sessiz kaldığınız zamanların üstünü yüksek sesle örtmeye kalkmayın!

Diyarbakır bir sahne değildir.

Bir kariyer basamağı hiç değildir.

Diyarbakır, birlikte üretmenin; birlikte sahip çıkmanın ve birlikte var olmanın adıdır.