
VEYSİ POLAT Diyarbakır yine eksildi. Bu şehir bazen insanını sessiz kaybeder. Gürültü kopmaz ama içten içe çöker bir yerleri. Sokak aynı sokaktır, surlar aynı surlardır ama şehir artık aynı değildir. Bu akşam kalbi duran sadece bir insan değildi, Diyarbakır’ın hafızasından bir sayfa koptu. Evet Mehmet Vural’ı kaybettik. Son yıllarda yorgundu. Hastaydı. Ama zihni berrak, sözü […]
VEYSİ POLAT
Diyarbakır yine eksildi.
Bu şehir bazen insanını sessiz kaybeder.
Gürültü kopmaz ama içten içe çöker bir yerleri.
Sokak aynı sokaktır, surlar aynı surlardır ama şehir artık aynı değildir.
Bu akşam kalbi duran sadece bir insan değildi, Diyarbakır’ın hafızasından bir sayfa koptu.
Evet Mehmet Vural’ı kaybettik.
Son yıllarda yorgundu.
Hastaydı.
Ama zihni berrak, sözü netti.
Hayata tutunma iradesi dimdikti.
Kalbi durdu bu akşam…
Ve biz bir ağabeyimizi, bir bilgemizi, bir yol göstericimizi daha uğurlamanın ağırlığıyla kaldık.
1952 Viranşehir doğumluydu.
Çiftçi bir ailenin çocuğuydu.
Siverek Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi.
1980’de mali müşavirliğe başladı.
Ama onun hayatı hiçbir zaman yalnızca rakamlardan ibaret olmadı.
1988’de İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin kurucuları arasında yer aldı.
1990’da Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kuruluşunda bulundu.
Yıllarca yönetim kurulu üyeliği yaptı.
Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nde (DİTAM) başkanlık görevini üstlendi.
Diyarbakır Mali Müşavirler Odası’nın kurucu başkanıydı. Kentte “001” numaralı ilk kayıttı.
Unvan çoktu hayatında.
Ama onu anlatmaya yetmezdi.
90’ların karanlığında insan hakları demenin ne anlama geldiğini bilen bir kuşağın temsilcisiydi o.
Sert zamanlardan geçti.
Baskıyı gördü.
Geri adım atmadı.
Siyaseti duyguyla değil akılla okurdu.
Analiz ederken heyecana kapılmaz, tabloyu bütünlüklü görürdü.
Çoğu zaman aylar öncesinden söylerdi olacakları.
Seçim hesaplarını, toplumsal kırılmaları, ekonomik daralmayı…
Sakin bir sesle.
Abartmadan ama nokta atışıyla.
Öngörülüydü.
Mali müşavirliği bile bir toplumsal sorumluluk alanı olarak görürdü.
“Bir işletme mali müşavirsiz, ehliyetsiz şoföre benzer” derken aslında disiplini, şeffaflığı, rehberliği anlatırdı.
Meslekteki çift başlı yapıyı eleştirirken adalet duygusuyla konuşurdu.
Emekli olduktan sonra Nissan Vurallar Otomotiv’in yönetim kurulu başkanlığına geçti, ticaret yaptı ama zihni hep toplumdaydı.
DİTAM’da toplumsal barış toplantıları düzenledi.
Farklı kesimleri aynı masa etrafında buluşturdu.
Çatışmayı değil diyaloğu savundu.
Bu şehre hizmet etti.
Görev üstlendi.
Sorumluluktan kaçmadı.
Benim için ise yalnızca bir sivil toplum önderi değildi.
Bir ağabeydi.
Kapısını çaldığımda “Gel” diyen bir büyüktü.
T24’te çalıştığım günlerde de, Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım Abori’de de telefonu hiç kapalı değildi bana.
Uzun uzun konuşurduk.
Bazen Kürt meselesini, bazen ekonomiyi, bazen de Diyarbakır’ın yarınını…
Her defasında bir şey öğrenirdim.

Dört yıl önceydi.
Yönetmenliğini yaptığım Qet (Hiç) filminin galası.
Hayatımın en heyecanlı gecelerinden biri.
Salon doluydu.
Işıklar loştu.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Ve salona göz gezdirdiğimde onları gördüm.
Gazetecilik mesleğini bana öğreten Raif Türk… Diğer yanda Mehmet abi…
İkisi yan yana oturuyordu.
İkisi de hastaydı.
İkisi de yorgundu.
Ama gelmişlerdi.
Beni yalnız bırakmamışlardı.
Aralarında hafifçe eğilip şakalaşıyorlardı.
Yüzlerinde o tanıdık tebessüm.
Hayatın bütün ağırlığını omuzlamış iki insanın, yine de gülümseyebilen hali…
O an içime bir sıcaklık yayılmıştı.
“Demek ki doğru yoldayım” demiştim kendi kendime.
Çünkü onlar oradaydı.
Galadan bir ay sonra Raif abiyi kaybettik.
Bugün de Mehmet Vural’ı.
O gece yan yana duran iki sandalye şimdi iki ayrı mezarın sessizliğinde.
Bu kadar ağır işte zaman.
Diyarbakır son yıllarda çok kıymetlisini toprağa verdi.
Ama bazı insanlar toprağa sığmaz.
İsimleri bir taşta değil, bir hafızada yaşar.
Mehmet Vural öyle bir isimdi.
Sakin ama kararlı.
Yumuşak ama dirayetli.
Eleştirirken kırmadan, savunurken yükselmeden konuşurdu.
Gençlere alan açardı.
Fikre değer verirdi.
Mücadelesini kişisel hırsa dönüştürmezdi.
Ve ne olursa olsun vefayı bilirdi.
Hasta haliyle bir gala salonuna gelip arka sıralarda sessizce oturmak…
Belki kimse için büyük bir şey değil.
Ama benim için bir ömürlük hatıra.
Şimdi o hatırayla kaldım.
Yarın Yeniköy Mezarlığı’nda uğurlanacak.
Ardından Viranşehir’e, doğduğu topraklara gidecek.
Diyarbakır’dan bir parça daha eksilecek.
Şehir susacak belki.
Ama biz susmayacağız.
Çünkü bu şehir, kendisine emek verenleri unutarak yaşayamaz.
Hoşça kal Mehmet Abi.
Dört yıl önce yan yana oturduğunuz Raif Abi’ye selam götür.
Diyarbakır, Mehmet abisini son yolculuğuna uğurladı28 Şubat 202616:49 Diyarbakır’da bir AVM daha kapandı27 Şubat 202609:43 DTSO Başkanı Kaya: Bölge illeri de Mega Sanayi Alanları kapsamına alınmalı27 Şubat 202609:38 Ev sahipleri 1 Mart’tan sonra kira vergisi ödeyecek27 Şubat 202609:36 Diyarbakır’a yeni göz anjiyo cihazı27 Şubat 202609:29