Ekoabori

Diyarbakır ve çeteleşme

VEYSİ POLAT

Diyarbakır’da son bir ayda onlarca iş yeri kurşunlandı.
Gecenin bir saatinde sıkılan kurşunlar artık sad…

VEYSİ POLAT

Diyarbakır’da son bir ayda onlarca iş yeri kurşunlandı.
Gecenin bir saatinde sıkılan kurşunlar artık sadece duvarlara değil, bir kentin huzuruna isabet ediyor.
Mafya özentili çetelerin ana amacı korku salıp, haraç almak.
Ve en tehlikelisi alışma hali.
Bir kentin çürümesi böyle başlar.
Önce silah sesleri duyulur, sonra o sesler gündelik hayatın arka fonuna dönüşür.
Bir süre sonra kimse dönüp bakmaz bile.
Çünkü herkes kendi kapısının önüne kadar gelmediği sürece susmayı tercih eder.
Oysa mesele tam da budur.
O kapı, bir gün mutlaka çalınır.
Bugün Diyarbakır’da yaşananlar “asayiş sorunu” diye geçiştirilemez.
Bu, doğrudan doğruya yılların biriktirdiği ihmalin, görmezden gelinen toplumsal çürümenin ve sahipsiz bırakılan bir gençliğin sonucudur.
Şurada sormak gerekir;
Bu çocuklar nereden çıktı?
Kim büyüttü bu öfkeyi?
Kim göz yumdu bu karanlığa?
Birileri yıllarca “gençler kötüye gidiyor” dedi, ama kimse o gençlerin neden o yola sürüklendiğini sormadı.
Eğitim denildi, göstermelik kalındı.
Uyuşturucuyla mücadele denildi, tabelalarda kaldı.
Sosyal politikalar denildi, birkaç proje dosyasının içinde çürüdü.
Ve şimdi karşımızda kalem tutması gereken yaşta silah tutan eller var…
Bugün konuşulan “çeteler” aslında bir gecede ortaya çıkmadı.
Bu yapıların kökleri, işsizliğin, umutsuzluğun ve kimliksiz bırakılmış bir gençliğin içinde yıllar önce filizlendi.
O çocuklar önce sokakta kayboldu, sonra suçun parçası haline getirildi.
Şimdi ise başkalarının kirli hesaplarının tetikçisi oldular.
Daha acı olan ne biliyor musunuz?
Bu düzen, kendini sürekli yeniden üretiyor.
Bir yandan dizilerde parlatılan sahte “güç” hikayeleri, diğer yandan gerçek hayatta karşılığı olan suç ağları…
Gençlere sunulan rol model bu olunca, sonuç da kaçınılmaz oluyor.
Çünkü boşluk bırakılan her alanı birileri doldurur.
Diyarbakır’da o boşluğu bugün suç örgütleri dolduruyor.
Ama tabloya karşı tamamen sessiz kalınmış da değil.
Kentteki sivil toplum örgütleri devrede.
Güvenlikten yargıya kadar ilgili kurumlarla birlikte koordineli bir arayış yürütülüyor.
Sorun, geçtiğimiz günlerde kente gelen Adalet Bakanı’na da doğrudan iletildi.
Önlem alınması, sürecin hızlandırılması ve özellikle caydırıcılığı artıracak düzenlemeler için temaslar sürüyor.
Hatta bu alanda özel bir yasal düzenleme hazırlığının konuşulduğu bir dönemin içindeyiz.
Tam da burada daha büyük bir fotoğraf karşımıza çıkıyor.
Çünkü bölge toplumunun geniş kesimleri, yeni bir çözüm ikliminin mümkün olduğuna inanıyor.
Bu inancın boşa düşmemesi için sürecin “enfekte” olmadan ilerlemesi, yani gecikmeden hukuki düzenlemelerle desteklenmesi gerekiyor.
Sadece güvenlik politikalarıyla değil.
Sosyal, siyasal, hukuksal, ekonomik ve demokratik adımlarla beslenen bir süreçten söz ediyoruz.
Eğer gerçekten yeni bir dönemden bahsedilecekse, bu ancak cesur reformlarla mümkün olabilir.
Aksi halde “yeni süreç” söylemi, sahada karşılığı olmayan bir temenniden öteye geçmez.
Çünkü açık gerçek şu:
Örgütlü suçlarla mücadele yalnızca cezaları artırarak kazanılamaz.
Eğer o suçu besleyen yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluk ortadan kaldırılmazsa, bugün bastırılan her yapı yarın yeniden başka bir biçimde ortaya çıkar.
Bataklık kurutulmadan sivrisinekle mücadele sonuç vermez.
Bu yüzden mesele sadece Diyarbakır’ın güvenliği değil, Türkiye’nin nasıl bir gelecek inşa edeceği meselesidir.
Toplumsal mutabakatın güçlendiği, farklı kimliklerin kendini bu ülkenin eşit parçası olarak hissettiği bir zemin oluşmuşken bunu kalıcı hale getirecek demokratik ve sivil bir çerçevenin inşa edilmesi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Çünkü bu ülkenin Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle taşıdığı ortak bir gerçek var:
Daha iyi bir gelecek isteği.
O irade var.
O enerji var.
O toplumsal zemin hala canlı.
Mesele, bu potansiyeli heba etmek mi, yoksa doğru politikalarla büyütmek mi?
Bugün Diyarbakır’ın önünde duran soru ile Türkiye’nin önünde duran soru aslında aynıdır.
Karanlık büyüyecek mi, yoksa bu kez gerçekten başka bir yol mu açılacak?
Cevap, sadece güvenlik politikalarında değil, adalette, ekonomide, eşitlikte ve cesarette.
Çünkü bu şehir, korkuyla yaşamayı hak etmiyor.
Geçmişi acılar ve mücadelelerle yoğrulmuş bu kentin gençlerini, suçun karanlığına teslim edecek değiliz.

Ekoabori