Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Diyarbakır Havalimanı’nda iniş yok, ihmal var!

VEYSİ POLAT Bir kentin kaderi bazen tek bir pistte kilitlenir. Diyarbakır bugün tam olarak bunu yaşıyor. Uçakların değil, kamusal aklın yere çakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Diyarbakır Havalimanı’nda halen iki adet iniş pisti bulunuyor. Teknik olarak bu bir avantaj gibi görünebilir. Ancak gerçeğe yakından bakıldığında, bu iki pistten yalnızca birinin ILS, yani Aletli İniş Sistemi […]

Diyarbakır Havalimanı’nda iniş yok, ihmal var!
  • 18 Ocak 2026 20:59

VEYSİ POLAT

Bir kentin kaderi bazen tek bir pistte kilitlenir.

Diyarbakır bugün tam olarak bunu yaşıyor.

Uçakların değil, kamusal aklın yere çakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Diyarbakır Havalimanı’nda halen iki adet iniş pisti bulunuyor.

Teknik olarak bu bir avantaj gibi görünebilir.

Ancak gerçeğe yakından bakıldığında, bu iki pistten yalnızca birinin ILS, yani Aletli İniş Sistemi ile donatıldığı görülüyor.

Ve işte asıl sorun burada başlıyor.

ILS bulunan bu tek pist, 2025 yılının Kasım ayı itibarıyla yaklaşık iki yıl sürecek bir onarıma alındı.

Yani Diyarbakır, fiilen ILS’siz bir havalimanına dönüştürüldü.

Diğer pistte bu hayati sistem olmadığı için görüş mesafesi 2 bin 500 metrenin altına düştüğünde uçaklar Diyarbakır’a inemiyor.

Kağıt üzerinde “iki pist” var; pratikte ise güvenli iniş yapılabilen tek bir pist dahi yok.

Sonuç mu?

Yaklaşık bir aydır Diyarbakır semalarında dolaşıp inemeyen uçaklar var.

İnemeyen yolcular var.

İptal edilen seferler, Şanlıurfa’ya, Mardin’e yönlendirilen uçaklar, yarım kalan yolculuklar, kaybedilen zaman, artan maliyetler var.

Daha da vahimi, bazı özel havayolu şirketlerinin, tüm riskleri bilerek, neredeyse “şansını deneyerek” iniş yaptığı gözlemleniyor.

Bu tablo, yalnızca bir ulaşım sorunu değildir; bu tablo bir güvenlik sorunudur, bir kamu yönetimi zaafıdır.

Peki bu yaşananlar “olağan” mı?

Kesinlikle hayır.

Diyarbakır, bölgenin merkez kentlerinden biridir.

Ekonomik, ticari, kültürel ve sosyal bir çekim alanıdır.

Sadece Diyarbakırlılar için değil; Batman’dan, Mardin’den, Şırnak’tan, Siirt’ten, hatta Irak Kürdistanı’ndan bu kente yolu düşen binlerce insan için bir merkezdir.

Böylesi bir kentin hava ulaşımının bu kadar kırılgan, bu kadar plansız, bu kadar ihmal edilmiş bir hale getirilmesi kabul edilemez.

Sorun teknikmiş gibi anlatılıyor.

Oysa sorun teknik değil, siyasi ve idaridir.

Çünkü ILS bir lüks değildir.

Büyük bir yatırım da değildir.

Hava ulaşımında güvenliğin asgari şartıdır.

Bir pist onarıma alınırken, diğer pistin ILS’siz bırakılması; öngörüsüzlüğün, plansızlığın ve Diyarbakır’a reva görülen “idare eder” anlayışının somut bir göstergesidir.

Burada sormamız gereken soru şudur:

Aynı durum İstanbul’da, Ankara’da ya da başka bir metropolde yaşanır mıydı?

İki yıl boyunca ana pist onarıma alınırken, alternatif piste hiçbir önlem alınmadan bırakılır mıydı?

Uçakların sistematik biçimde başka şehirlere yönlendirilmesi “normal” karşılanır mıydı?

Cevabı hepimiz biliyoruz.

Bu yüzden mesele yalnızca bir havalimanı meselesi değildir.

Bu mesele, Diyarbakır’ın kamusal öncelikler sıralamasında nerede durduğunun göstergesidir.

Bu mesele, bölgeye bakışın, yatırım anlayışının, kriz yönetme kapasitesinin aynasıdır.

Kalıcı ve güvenli çözüm ortadadır:

Onarım sürecinde aktif olarak kullanılan piste acilen ILS cihazı kurulmalıdır.

Bu, ertelenebilecek bir iş değildir.

“Bütçe”, “takvim”, “prosedür” gibi gerekçeler bu noktada geçerli değildir.

Çünkü konu güvenliktir, kamu hizmetidir, can meselesidir.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bu sorumluluktan kaçamaz.

Ama sadece Bakanlık değil; Diyarbakır’ın milletvekilleri, yerel yöneticileri, meslek odaları ve tüm kamusal aktörler bu meselenin takipçisi olmak zorundadır.

Sessizlik, bu ihmale ortak olmak demektir.

Diyarbakır, iniş yapamayan uçaklarla değil; sağlam, güvenli ve planlı bir ulaşım altyapısıyla anılmayı hak ediyor.

Bu kent, her sis çöktüğünde kaderine terk edilecek bir şehir değildir.

Bugün mesele bir pisttir.

Yarın başka bir altyapı başlığı olur.

Eğer bu “idare eder” anlayışına şimdi itiraz edilmezse, bedelini yine bu kent öder.

Ve biz, bu kez gerçekten şunu söylemek zorundayız:

Bu ihmali normalleştirmiyoruz.

Bu tabloyu kabul etmiyoruz.