VEYSİ POLAT
Türkiye Futbol Federasyonu’nun Soma-Bursaspor maçında Leyla Zana’ya yönelik nefret tezahüratlarına verdiği 16 bin TL’lik ceza, artık yalnızca politik bir tercih değil; hukuki sorumluluk doğuran bir skandaldır.
Bu rakam bir hata değildir.
Bu bir dalgınlık hiç değildir.
Bu, nefret suçunun ciddiyetini bilerek küçültme kararıdır.
Üstelik Bursa’nın plaka numarasıyla verilen bu ceza, yalnızca alaycı değil; aynı zamanda hukuka meydan okuyan bir mesajdır.
Çünkü ortada sıradan bir “kötü tezahürat” yoktur.
Burada açıkça hedef gösterme, etnik kimlik üzerinden aşağılamaya varan hakaret ve toplumsal nefreti körükleyen söylem vardır.
Ve bu fiiller, hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na hem de TFF’nin kendi talimatlarına aykırıdır.
Hatırlatalım.
Anayasa’nın 10. maddesi, eşitliği düzenler. 90. madde, insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri iç hukukun üstüne koyar.
Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ayrımcılığı açıkça yasaklar.
Peki ya TFF?
TFF Disiplin Talimatı’nın 53. maddesi açıkça şunu söyler:
“Irk, etnik köken, dil, siyasi görüş temelinde yapılan ayrımcı ve aşağılayıcı tezahüratlar ağır yaptırım gerektirir.”
Bu yaptırımlar arasında:
*Tribün kapatma
*Seyircisiz oynama
*Puan silme
*Yüksek para cezaları vardır.
Ama TFF ne yaptı?
Bu maddeleri uygulamak yerine, nefret suçunu sembolik bir rakama sıkıştırdı.
Yani hukuku işletmedi.
Talimatını uygulamadı.
Yetkisini kullanmadı.
Bu noktadan sonra TFF’nin sorumluluğu başlar.
Çünkü cezasızlık yalnızca suçu teşvik etmez; kurumu da suçun parçası hâline getirir.
Nitekim sonuç ortadadır.
Samsun’da, Erzurum’da, Rize’de, başka statlarda…
Bursaspor’a “destek” bahanesiyle Leyla Zana’ya hakaretler edildi.
Nefret yaygınlaştı.
Normalleşti.
Çünkü herkes şunu gördü:
Federasyon buna izin veriyor.
Leyla Zana’nın adı neden hâlâ hedefte?
Çünkü o isim, bu ülkede inkâr politikalarına karşı bedel ödemiş bir hafızadır.
1991’de Meclis kürsüsünde edilen o yemin hâlâ oradadır.
Ne bağırarak silinmiştir, ne cezaevleriyle.
Yıllarca hapsedildi.
Ama eğilmedi.
Susmadı.
Bugün tribünlerde yükselen küfürler bir şeyi itiraf ediyor:
Asıl rahatsızlık, onun hâlâ ayakta olmasıdır.
Ve TFF, verdiği cezayla bu rahatsızlığın tarafı olmuştur.
Bu saatten sonra mesele futbol değildir.
Bu, kurumsal bir ayrımcılık sorunudur.
Nefreti “tribün kültürü” diye geçiştirmek, hakareti “disiplin ihlali” diye küçültmek, hukuku işlevsizleştirmektir.
Ve hukukun işletilmediği yerde, adalet değil; korku büyür.
Kimse Leyla Zana’yı sevmek zorunda değil.
Ama kimse de bir halkın tarihine, iradesine ve onuruna küfretme özgürlüğüne sahip değildir.
Leyla Zana bu ülkenin siyasal hafızasıdır.
Bu hafızayı bağırarak silemezsiniz.
Plaka numaralarıyla da örtemezsiniz.
