
VEYSİ POLAT Türkiye’nin en karanlık faili meçhul dosyalarının merkezindeki isim olan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, yıllardır ölümü ve hayatta olup olmadığı belirsiz bir gölge olarak ülke siyasetinin ve adalet tartışmalarının üzerine çökmeyi sürdürüyor. Her dönem yeniden ortaya çıkan iddialar, devlet içi yapıların varlığıyla ilgili tartışmaları tetikliyor. Son olarak gazeteci Saygı Öztürk’ün “Beni aradı… Ben […]
VEYSİ POLAT
Türkiye’nin en karanlık faili meçhul dosyalarının merkezindeki isim olan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, yıllardır ölümü ve hayatta olup olmadığı belirsiz bir gölge olarak ülke siyasetinin ve adalet tartışmalarının üzerine çökmeyi sürdürüyor. Her dönem yeniden ortaya çıkan iddialar, devlet içi yapıların varlığıyla ilgili tartışmaları tetikliyor.
Son olarak gazeteci Saygı Öztürk’ün “Beni aradı… Ben Yeşil’im” iddiası ve DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık’ın meseleyi TBMM gündemine taşıması, yıllardır kapanmak bilmeyen “Yeşil dosyası”nı bir kez daha alevlendirdi.
2015 yılının Temmuz ayında Belçika’da kanser tedavisi gördüğü öne sürülen ve “Mahmut Özer” ismiyle Erzincan’da defnedilen kişinin gerçekte Mahmut Yıldırım olabileceğine yönelik iddialar, Türkiye’de geniş bir yankı uyandırmıştı. Kürt yazar Musa Anter cinayeti ile AK Parti eski Milletvekili Orhan Miroğlu’nun yaralanmasına ilişkin davaya bakan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, bu iddiaların ciddiye alınması gerektiğini belirterek mezarın açılmasına karar verdi.
21 Ekim 2015’te Erzincan Terzibaba Mezarlığı’nda yapılan kazı işlemiyle cenaze çıkarıldı ve Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. İki ay süren incelemenin ardından, 21 Aralık 2015’te açıklanan DNA raporu tartışmalara nokta koyacak nitelikteydi: Mezardaki cenazenin DNA’sı, Mahmut Yıldırım’ın çocuklarıyla uyuşmuyordu. Sonuç açık ve kesindi. Erzincan’da defnedilen kişi “Yeşil” değildi. Ancak bu bilimsel sonuç, kamuoyundaki şüpheleri tamamen ortadan kaldırmak yerine yıllardır süren “Yaşıyor mu? Yaşatıldı mı? Yoksa gizlice ortadan mı kaldırıldı?” sorularını daha da çoğaltan yeni bir dönemin kapısını araladı.
Saygı Öztürk’ün son yazısı, yıllar önce gazeteci Kadir Çelik’in programında telefonla bağlanarak “Ben Yeşil’im” diyen kişinin sonradan İzmitli bir çaycı olduğunun ortaya çıkmasıyla hafızalara kazınan tuhaflıkların yeni bir versiyonu olarak gündeme düştü. Öztürk’ü aradığını iddia eden kişi, yalnızca kendisinin “Yeşil” olduğunu söylemekle kalmadı; Öcalan’a yönelik suikast planında görev aldığını, Konya’da yakalandığını ancak “emirle serbest bırakıldığını”, devlet içindeki bazı unsurlar tarafından korunduğunu iddia etti. Bu açıklamalar, yıllardır türlü efsanelerle beslenen Yeşil muammasını derinleştiren yeni halkalar olarak görüldü.
Gelişmeler üzerine DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık da konuyu Meclis’e taşıyarak İçişleri Bakanlığı’na bir dizi soru yöneltti. Sakık, verdiği önergesinde “Devlet adına işlenen suçların, bir kiralık katilin bile dokunulmaz hale gelmesine yol açtığını” vurgulayarak Yeşil’in yıllardır süren görünmezliğini devlet içi yapıların hesap vermemesiyle ilişkilendirdi.
Mahmut Yıldırım’ın adı, 1990’lar boyunca Türkiye’nin en karanlık olaylarının neredeyse tamamının gölgesinde dolaştı. JİTEM yapılanmasıyla olan ilişkileri, faili meçhul cinayetlerdeki rolü, iş insanlarına yönelik infazlarda adı geçen ekiplerle bağlantıları ve Musa Anter, Vedat Aydın, Behçet Cantürk gibi kritik dosyalarla ilişkilendirilmesi, onu yalnızca bir “figür” değil, devlet içindeki yasa dışı operasyonların sembolik ismi haline getirdi.
1998’den sonra Yıldırım’dan hiçbir resmi iz bulunamadı. Kimine göre öldürüldü, kimine göre yurtdışında yeni bir kimlikle koruma altına alındı, kimine göre ise devlet içindeki bazı güç odakları tarafından “etkisizleştirildi”. Kesin olan tek şey, ortadan kaybolduğu tarihten bu yana hiçbir devlet kurumunun Yıldırım’ın akıbetine dair net bir açıklama yapmamış olması.
Kutlu Savaş’ın hazırladığı 1998 tarihli Susurluk Raporu, devlet kayıtlarında “Yeşil”in yer aldığı en kapsamlı belgelerden biri olarak hâlâ önemini koruyor. Raporda Yıldırım’ın sicili, temasları, Jandarma ve MİT ile kurduğu ilişkiler, sorgulara katıldığı iddia edilen süreçler ve kontrol mekanizmalarının dışına taşan faaliyetleri net biçimde aktarılıyor. Rapor ve o döneme ilişkin tanık ifadeleri, Yıldırım’ın hem devletin belirli yapıları tarafından kullanıldığını hem de zaman zaman kontrolden çıkarak kendi ajandasını takip eden bir aktöre dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Açılan mezar ve DNA raporu yalnızca bir ihtimali ortadan kaldırdı: Erzincan’da gömülü olan kişinin Yeşil olmadığı kesinleşti. Fakat bu, Yeşil’in öldüğüne dair en ufak bir kanıt sunmadı. Bugün hâlâ her yeni ihbar, her dedikodu, her gazeteciye gönderilen anonim e-posta tartışmayı yeniden başlatıyor.
Sırrı Sakık’ın yıllar önce söylediği şu sözler hâlâ birçok kişi için en mantıklı açıklama olarak duruyor:
“Yeşil’in yaşadığını sanmıyorum. Çok şey biliyordu; yaşatmazlardı.”
Buna karşın başka bir kesim, yıllar boyunca koruma altında tutulduğu, zaman zaman bazı kritik süreçlerde devreye sokulduğu ve bugün bile bir yerlerde sessiz bir hayat sürdüğü inancını koruyor.
“Yeşil” dosyası, yalnızca bir kişinin hayatta olup olmadığı tartışmasından ibaret değil. Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır hak ihlallerinin, faili meçhul cinayetlerin, devlet içi yasa dışı yapılanmaların ve cezasızlık geleneğinin tam ortasında duruyor. Musa Anter davasından JİTEM dosyalarına, binlerce sayfalık iddianamelerden Meclis raporlarına kadar pek çok belge ve tanık ifadesi, Yeşil’in adalet arayışında kilit bir halka olduğunu gösteriyor.
Bugün hâlâ yanıtlanmamış tek soru, tüm bu karanlığın düğüm noktasını oluşturuyor:
“Yeşil nerede?”
Bu soruya net bir cevap verilemediği sürece, 1990’ların faili meçhul dosyalarının gölgesi de Türkiye’nin üzerinden kalkmayacak gibi görünüyor.
AK Partili Orhan Miroğlu’ndan Suriye ve Kürtler çıkışı20 Ocak 202616:56 Şam’da Rojava çıkmazı: Mazlum Abdi, Şara ile görüşmeyi yarıda kesti19 Ocak 202622:50 DEM Parti’den olağanüstü karar: Sınıra gidiyorlar19 Ocak 202622:37 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi: Karla mücadele devam ediyor19 Ocak 202609:39 Diyarbakır’ı kar vurdu; Sur Belediyesi gün doğmadan sahaya indi19 Ocak 202609:00