Ekoabori

Halkın iradesi 9 metrekarelik dükkana sıkıştırıldı

VEYSİ POLAT

Bir muhtar düşünün…

1999’da Diyarbakır’ın en genç muhtarı olarak seçiliyor.

Aradan 27 yıl geçiyor.

VEYSİ POLAT

Bir muhtar düşünün…

1999’da Diyarbakır’ın en genç muhtarı olarak seçiliyor.

Aradan 27 yıl geçiyor.

Altıncı kez halkın karşısına çıkıyor ve bu kez rakipsiz seçiliyor.

Mahallesinin düğününde, cenazesinde, hastasında, yoksulunda, mağdurunda yanında oluyor.

Ama bir şeyi yok:

Muhtarlık binası.

Daha doğrusu, devletin ve yerel yönetimin mahalledeki yüzü olan muhtarın halka hizmet verebileceği bir makamı yok.

Ziya Gökalp Mahallesi Muhtarı Muhsin Sanay, 11 yıldır bu şekilde görev yapıyor.

2015’teki hendek ve barikat olaylarında muhtarlık binası bombalanıyor.

Bina gidiyor, muhtar gitmiyor.

Bir süre elinde mühür, makas, zımba ve birkaç kırtasiye malzemesiyle “seyyar muhtarlık” yapıyor.

Sonra televizyon tamirciliği yaptığı 9 metrekarelik dükkânının bir köşesine muhtarlık tabelası asıyor.

Düşünün…

Bir yanda devletin protokol salonları, makam odaları, toplantı salonları; diğer yanda mahallesinin sorunlarını çözmeye çalışan bir muhtar, 9 metrekarelik bir dükkanda vatandaş kabul ediyor.

Böyle şey olur mu?

Daha da önemlisi, bunu normalleştirebilir miyiz?

Burada mesele yalnızca Muhsin Sanay’ın bir bina talebi değil.

Mesele, muhtarlık makamına ve muhtarın görevine bakışımızdır.

Muhtar, mahallede devletin en yakın yüzlerinden biridir.

Halk ile devlet ve yerel yönetimler arasında köprü vazifesi görür.

Vatandaş çoğu zaman ilk olarak muhtara gider; sorununu anlatır, derdini paylaşır, yol gösterilmesini ister.

Üstelik muhtar, seçimle gelir. Halkın oyuyla görev yapar.

Muhsin Sanay da altı kez halkın iradesiyle o göreve seçilmiş.

Ama ortada bir makam yok.

Vali var, makamı yok.

Belediye başkanı var, hizmet verecek binası yok.

Muhtar var, muhtarlığı yok.

Sonra her yıl 19 Ekim geliyor.

Muhtarlar Günü…

Kürsüler kuruluyor, protokol konuşmaları yapılıyor.

Muhtarların demokrasinin temel taşı olduğu, vatandaşla devlet arasındaki önemleri anlatılıyor.

Fotoğraflar çekiliyor, çiçekler veriliyor, güzel cümleler kuruluyor.

Peki sonra?

Yaklaşık 10 yıldır hizmet binası olmayan bir muhtarın sorununu kim çözüyor?

Muhsin Sanay, kayyum döneminde Büyükşehir Belediyesi ve Valiliğe 4-5 kez başvuruyor.

Sonuç alınamıyor.

Halk iradesiyle seçilmiş yeni belediye yönetimi geldikten sonra da resmi başvuru yapılıyor.

Bu kez verilen cevap:

“Ödenek yok.”

İşte burada durup sormak gerekiyor:

Bir muhtarın hizmet vereceği 9 metrekarelik bir alan için gerçekten ödenek yok mu?

Yoksa mesele ödenek mi, öncelik mi?

Kaynaklar sınırlı olabilir.

Ekonomik sıkıntılar yaşanabilir, tasarruf tedbirleri uygulanabilir.

Bunların hepsini anlayabiliriz.

Ama kamu yönetiminin temel görevi, vatandaşın ve onun seçtiği temsilcinin görevini yapabilmesi için gerekli asgari koşulları sağlamaktır.

Bir muhtarlık binasına ayrılacak kaynak, kamu bütçesini sarsacak bir lüks değildir.

Bu, kamusal hizmetin en temel gereğidir.

Üstelik bu tablo Muhsin Sanay’ın ayıbı hiç değildir.

On yıllardır mahallesine hizmet eden, vatandaşından mühür parası almayan, kimseyi siyasi görüşüne göre ayırmadan herkesin yanında olan bir muhtarın bugün hala dükkânının bir köşesinde görev yapmak zorunda bırakılması, yöneticilerin üzerinde düşünmesi gereken bir tablodur.

Çünkü tasarrufun faturası halka hizmet eden en küçük demokratik birime kesiliyorsa, orada bir sorun var demektir.

Halk altıncı kez sandığa gidip “Sen bizim muhtarımızsın” diyorsa, o muhtarın görevini yapabileceği bir yerin tahsis edilmemesi yalnızca bir bina eksikliği olarak görülemez.

Burada asıl mesele, halkın iradesidir.

Bir mahalle kendi temsilcisini seçiyor.

Devletin ve yerel yönetimlerin görevi ise o temsilcinin görevini yapabileceği asgari şartları sağlamak.

Bunu yapmamak, yalnızca muhtara karşı bir eksiklik değildir.

Halkın iradesine karşı bir saygısızlıktır.

19 Ekim’de muhtarların öneminden söz edenler bunu unutmamalı.

Muhtarın eline çiçek vermek kolaydır.

Kürsüden muhtarlığın demokrasideki yerini anlatmak da…

Zor olan, o muhtarın vatandaşına hizmet edebilmesi için bir oda tahsis etmektir.

Zor olan, yıllardır sürüncemede kalan bir talebi çözmektir.

Zor olan, “ödenek yok” demek yerine çözüm üretmektir.

Muhsin Sanay bugün hala televizyon tamiri yaptığı dükkanın bir bölümünde muhtarlık yapıyorsa, burada takdir edilmesi gereken onun direncidir.

Ancak yöneticilerin de kendilerine şu soruyu sorması gerekir:

Biz 19 Ekim’de hangi muhtarı kutluyoruz?

Makamı olmayan muhtarı mı?

Yoksa makamını yıllardır vermediğimiz halkı mı?

Çünkü Muhsin Sanay’ın muhtarlık binası yok.

Ama halkı var.

Oyuyla verdiği yetki var.

Ve o yetkinin arkasında duran bir mahalle var.

Şimdi sıra yöneticilerde.

Bir muhtara makam vermek, aslında halkın iradesine ve halkın makamına saygı göstermektir.

Ekoabori