VEYSİ POLAT
Dün Diyarbakır’da yalnızca bir futbol maçı oynanmadı.
Bir takım sahaya çıktı, üç gol attı ve Süper Lig’in zirvesine yerleşti.
Ama tribünlere, sahaya ve o atmosferin tamamına baktığınızda bunun sıradan bir lig maçı olmadığını görmek zor değildi.
Çünkü sahada kalite, tribünde ise 30 bin kişilik bir aidiyet vardı.
Belki de Amedspor’u anlamak için dün geceye sadece bir futbol karşılaşması olarak bakmamak gerekiyor.
Çünkü dünyada bazı kulüpler vardır; kazandıkları maçlardan ve kupalardan daha büyük bir anlam taşırlar.
Bir şehrin, bir halkın, bir kültürün ve ortak bir hafızanın taşıyıcısı haline gelirler.
Barcelona’nın Katalanlar, Athletic Bilbao’nun Basklar, Celtic’in İskoçlar ve İran’daki Tractor’un Azerbaycan Türkleri için taşıdığı anlam biraz da buradan gelir.
Amedspor’un hikayesi de giderek bu çerçeveye oturuyor.
Katalan kimliği Barcelona için ne ifade ediyorsa, Bask kimliği Athletic Bilbao için nasıl güçlü bir aidiyet oluşturuyorsa, Amedspor’un Kürt kimliğiyle kurduğu bağ da benzer bir toplumsal karşılık taşıyor.
Fakat Amedspor’un hikayesini yalnızca kimlik üzerinden okumak da eksik olur.
Bunca meşakkatli yolculuktan sonra ün sahada kimlik kadar futbol vardı.
Kalite vardı.
Özgüven vardı.
Oyunun kontrolünü elinde tutan bir takım vardı.
Ve belki de en önemlisi, Süper Lig’in ilk haftasında zirveye çıkan bir Amedspor vardı.
İşte bu noktada Amedspor’un hikayesi daha ilginç hale geliyor.
Bir kulübün kimliği, onu toplumla buluşturabilir. Fakat o bağı kalıcı hale getiren şey, sahadaki başarıdır.
Barcelona’yı Barcelona yapan yalnızca Katalan kimliği değildir.
Athletic Bilbao’yu Athletic Bilbao yapan yalnızca Bask kimliği değildir.
Tractor’u İran futbolunda farklı bir yere taşıyan yalnızca tribünlerindeki toplumsal aidiyet değildir.
Bu kulüplerin ortak özelliği, kimliklerini güçlü bir futbol kültürüyle birleştirebilmiş olmalarıdır.
Amedspor’un önündeki asıl büyük sınav da şimdi başlıyor.
30 bin kişilik tribünün enerjisini sezon boyunca taşıyabilmek…
Şehrin takıma duyduğu aidiyeti kurumsal bir yapıyla güçlendirmek…
Ve en önemlisi, bu büyük toplumsal desteği sürdürülebilir sportif başarıya dönüştürmek.
Artık Amedspor Süper Lig’de yalnızca bir takım olarak mücadele etmiyor.
Üzerinde çok büyük bir beklenti taşıyor.
Dün tribünlere baktığınızda bunu görmek mümkündü.
Bir forma, bir arma ve bir takım üzerinden kendisini ifade eden milyonlarca insan vardı.
Kürt kimliği elbette bu hikayenin önemli bir parçasıydı.
Ama o tribünlerde bundan daha fazlası da vardı.
Diyarbakır vardı, Erbil vardı, Qamışlo vardı, Urmiye vardı.
Yılların özlemi vardı.
Futbola duyulan tutku vardı.
“Biz de bu ligin içindeyiz” duygusu vardı.
Belki de Amedspor’un en güçlü tarafı tam olarak burada.
Kimliğini saklamadan, kimliğinin arkasına da sığınmadan futboluyla var olabilmek.
Çünkü yıllardır Amedspor hakkında futbolun dışında çok şey konuşuldu.
İsmi konuşuldu.
Kimliği konuşuldu.
Tribünleri konuşuldu.
Deplasmanları konuşuldu.
Şimdi ise bütün bu tartışmaların üzerine sahadan çok daha güçlü bir cevap koyma zamanı.
İyi futbol.
Galibiyet.
Süper Lig’de kalıcılık.
Dün verilen mesaj aslında oldukça netti:
Amedspor sadece Süper Lig’e çıkmadı.
Süper Lig’e kendi hikayesiyle geldi.
Ve bu hikayenin içinde Diyarbakır var.
30 bin kişilik tribün var.
Kürt kimliği var.
Ama artık bunların yanında sahada kendisini gösteren bir futbol kalitesi de var.
Belki Amedspor’un gelecekteki en büyük başarısı yalnızca kupalar kazanmak olmayacak.
Asıl başarı, kimliğinden vazgeçmeden, futboluyla saygı gören ve uluslararası ölçekte tanınan bir kulüp haline gelmek olabilir.
Barcelona bunu başardı.
Athletic Bilbao bunu başardı.
Celtic bunu kendi tarihsel hikâyesi içinde başardı.
Amedspor’un da önünde böyle bir yol var.
Ama Amedspor’un Barcelona olması gerekmiyor.
Athletic Bilbao olması da gerekmiyor.
Çünkü onun zaten kendine ait bir hikâyesi var.
Dün o hikayenin yeni bir sayfası açıldı.
30 bin kişinin sesiyle…
Sahadaki kaliteyle…
Ve Süper Lig’in zirvesinde.
Bazen futbol, bir toplumun kendisini anlatmasının en güçlü yollarından biri olur.
Dün Diyarbakır’da da futbol yalnızca oynanmadı.
Bir şehir kendisini anlattı.
Ve Amedspor, o hikayenin artık en güçlü cümlelerinden biri haline geldi.
