VEYSİ POLAT
Bir kent, çocuklarına ne kadar alan bırakıyorsa o kadar adildir.
Diyarbakır’da ise bu ölçü giderek şaşıyor.
Çünkü kentte çocuk parkları var ama çocukların parkla kurduğu ilişki eşit değil.
Bazı çocuklar için park, evin hemen altında; bazıları içinse nadiren gidilen, uzakta bir yer.
Diyarbakır’ın ilk yerleşim yeri Sur’da, yoksulluğun yoğun hissedildiği Bağlar’da ve Yenişehir’in dar mahallelerinde çocuk olmak, birkaç salıncakla sınırlı bir dünyaya sığdırılmak demek.
Dar sokaklar, bitişik nizam evler ve yoğun nüfus arasında çocuklar için bırakılmış alanlar yok denecek kadar az.
Olanlar ise ya evlere uzak ya da ihtiyacı karşılamaktan çok uzak.
Bağlar’da yaşayan 9 yaşındaki Mehmet bunu tek cümleyle anlatıyor:
“Top oynamak istiyoruz ama araba geçiyor. Parka gitmek için büyüklere söylememiz gerekiyor.”
Sur’da yaşayan 11 yaşındaki Rojda ise daha çarpıcı konuşuyor:
“Park var ama çok küçük. Salıncak sırası oluyor. Bazen hiç binemeden eve dönüyoruz.”
Bu mahallelerde çocukluk, kendiliğinden yaşanmıyor.
Planlanıyor, erteleniyor, kısıtlanıyor.
Oysa kentin başka bir yüzü daha var.
Geniş caddeleri, site yaşamı ve görece ferah alanlarıyla Kayapınar’da çocukların oyun alanlarına erişimi çok daha kolay.
Site bahçelerinde oyun grupları var, güvenli alanlar var.
Buna rağmen, kentin en büyük ve en donanımlı parkları da yine bu bölgelerde yükseliyor.
İşte tam da burada sorulması gereken soru ortaya çıkıyor:
Zaten denizi olan yere neden gölet yapılıyor?
Alanı olan yerlerde daha fazla alan açılırken, alanı olmayan mahalleler görmezden geliniyor.
Oysa park ihtiyacı, metrekareyle değil; çocuk sayısıyla, yoksullukla ve erişimle ölçülür.
Sur’un dar sokaklarında büyüyen bir çocuk için park, lüks değil zorunluluktur.
Yenişehir’de yaşayan 10 yaşındaki Azad’ın sözleri bu çelişkiyi açık ediyor:
“Annem izin verirse parka gidiyoruz. Yakında olsa her gün giderdik.”
Çocukların cümleleri basit ama gerçek: Park uzaksa, park yoktur.
Bugün Diyarbakır’da park politikası, ihtiyaca göre değil; boş arsa bulunabilen yerlere göre şekilleniyor.
Oysa kent planlaması tam da burada sınav verir.
Zor olanı yapmak, dar alanlarda çözüm üretmek, yoksul mahallelerde çocuklara nefes alacak alan açmak gerekir.
Bir çocuğun parkla ilişkisi servisle taşınan bir etkinlik olmamalı.
Çocukluk, mahallesinde yaşanmalı.
Evin önünde düşmeli, kalkmalı, oynamalı.
Kent, çocuğu parka götürmeye değil; parkı çocuğun yakınına getirmeye çalışmalı.
Bugün Diyarbakır’da ihtiyaç duyulmayan alanlara büyük parklar yapmak, sadece bir planlama tercihi değildir.
Bu, açık bir tezatlıktır.
Ve bu tezatlık, çocukların hayatında somut bir eşitsizlik olarak karşılık bulmaktadır.
Kent çocuklarının parklara erişimi bu kadar zor olmamalı.
Çünkü bir kent, çocuklarına uzaksa; geleceğine de uzaktır.
