Ekoabori

Bir çivi bile çakılamazken… Surlara kim göz yumuyor?

VEYSİ POLAT

Bu kentte bazı yapılar vardır; taş değildir sadece.

Hafızadır, tarihtir, ortak vicdandır.

Diyarbakı…

VEYSİ POLAT

Bu kentte bazı yapılar vardır; taş değildir sadece.

Hafızadır, tarihtir, ortak vicdandır.

Diyarbakır Surları tam da böyle bir yapıdır.

Binlerce yıllık geçmişiyle yalnızca bu kentin değil, insanlığın ortak mirası olarak kabul edilmiş, 10 yıl önce UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş bir değerden söz ediyoruz.

Ve böylesi bir yapıya yaklaşırken herkesin bilmesi gereken çok net bir kural vardır:

İzin alınmadan bir çivi bile çakılamaz.

Peki bugün neyle karşı karşıyayız?

Tarihi surların üzerine masa ve sandalyelerin atıldığı, burçların kafe uzantısına dönüştürüldüğü, kamuya ait bir kültür varlığının adeta özel mülk gibi kullanıldığı bir tabloyla.

Üstelik bu sadece “estetik” bir sorun da değil.

Bu, açık bir işgal, açık bir ihmal ve daha da önemlisi açık bir sorumluluk zinciri kırılmasıdır.

Burada sormamız gereken soru şudur:

Bu masa ve sandalyeler bir gecede mi oraya kondu?

Bu yapılar günlerce, haftalarca herkesin gözü önünde dururken kimler gördü, kimler görmezden geldi?

Koruma kurulları mı sessizdi, belediye mi, yoksa “aman şimdi sorun çıkmasın”cı bir alışkanlık mı devredeydi?

Çünkü tarihi yapılar söz konusu olduğunda sessizlik de bir tercihtir ve çoğu zaman ihlalin ortağıdır.

Diyarbakır Surları herhangi bir duvar değildir.

Her taşı, her burcu, her boşluğu koruma altındadır.

Orada yapılacak en küçük müdahale dahi bilimsel raporlara, kurul izinlerine, uzman görüşlerine bağlıdır.

Hal böyleyken, surların üstüne gelişi güzel masa sandalye atılmasını “esnafın ekmeği” söylemiyle açıklamak mümkün değildir.

Kültürel miras, keyfi kullanım alanı değildir.

Evet, kentte yaşam var.

Evet, esnaf kazanmak istiyor.

Ama hiçbir ekonomik faaliyet, insanlığın ortak mirasının üzerine basarak sürdürülemez.

Asıl tehlike şurada:

Bu tür ihlaller “küçük” görülüp normalleştirildiğinde, yarın bir tabela asılır, ertesi gün bir gölgelik kurulur, sonra bir çivi çakılır, ardından “nasıl olsa duruyor” denilerek kalıcı hale getirilir.

İşte kültürel yıkım tam da böyle başlar. Bir gecede değil, göz yumarak.

Bu nedenle mesele yalnızca bir kafenin kaldırdığı masa sandalyeler meselesi değildir.

Bu, kentin tarihine nasıl baktığımızın, kamusal mirası ne kadar sahiplendiğimizin testidir.

Buradan açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Başta yerel yönetimler olmak üzere, koruma kurulları, ilgili kamu kurumları ve denetim mekanizmaları şunu net biçimde ortaya koymalıdır:

Diyarbakır Surları’nda sıfır tolerans vardır.

İzinsiz hiçbir müdahale kabul edilemez.

Geçici de olsa, “şimdilik” de olsa, “bir kereden bir şey olmaz” da olsa… olmaz.

Ve belki daha önemlisi, bu tür işgaller olduktan sonra değil, olmadan önce denetleyen, uyaran ve caydıran bir irade ortaya konmalıdır.

Çünkü tarih, sonradan pişman olunacak bir alan değildir.

Kaybedildiğinde geri gelmez.

Diyarbakır Surları bu kentin süsü değil; onurudur.

O onuru masa sandalye hesabına aşındırmaya kimsenin hakkı yok.

Ekoabori