VEYSİ POLAT
Bir zamanlar Süper Lig’e çıkmak uzak bir hayaldi Amedspor için.
O hayal gerçekleştiğinde bile pek çok kişi takımın ligde kalıp kalamayacağını tartışıyordu.
Çünkü Türkiye’de alt liglerden Süper Lig’e yükselen takımların öncelikli hedefi genellikle kümede kalmaktır.
Birkaç galibiyet almak, düşme hattından uzaklaşmak, mümkünse sezonu orta sıralarda tamamlamak başarı sayılır.
Ama Amedspor şimdi bambaşka bir hikâye yazıyor.
Hem de öyle sıradan bir futbol hikâyesi değil bu.
Trabzonspor’u, Beşiktaş’ı, Başakşehir’i, Konyaspor’u yenerek, Samsunspor karşısında geriden gelip maçı çevirerek, Türkiye futbolunun alışılmış dengelerini sarsarak yazıyor bu hikâyeyi.
Üstelik kazanırken iyi futbol oynuyor.
Rakiplerinden çekinmeden, büyük takım kompleksine kapılmadan, kendi oyununu kabul ettirerek kazanıyor.
Dia Saba’nın, Orban’ın attığı goller ayın en güzel golleri arasında gösteriliyor.
Sahada yalnızca mücadele eden bir takım yok artık.
Futboluyla heyecan yaratan, estetik üreten, seyir zevki veren ve rakiplerine kendi oyununu kabul ettiren bir Amedspor var.
Trabzonspor ve Samsunspor karşılaşmalarında ilk yarıyı geride tamamlamasına rağmen maçları çevirmesi de bunun göstergesi.
Çünkü geriden gelip kazanmak, yalnızca fiziksel güçle açıklanamaz.
Özgüven, karakter, takım ruhu ve kazanma inancı gerektirir.
Amedspor’da bugün bunların hepsi var.
Futbolcular birbirine inanıyor.
Teknik heyet oyuncularına güveniyor.
Gol atan futbolcunun teknik direktöre koştuğu, yedek kulübesinin sahadakilerle birlikte sevindiği, herkesin aynı hedefe kilitlendiği bir takım izliyoruz.
Bazen bir takımın büyüklüğünü yıldız oyuncularından önce, gol sonrası yaşanan sevinç anlatır.
Amedspor’un gollerinde de bunu görüyoruz.
Birlikte mücadele eden, birlikte sevinen, birlikte hayal kuran bir takım.
Ve arkasında milyonlarca insan.
Diyarbakır’da her maç neredeyse bir bayram havasında geçiyor.
Tribünler kapalı gişe.
Yeşil-kırmızı formalar artık yalnızca Diyarbakır sokaklarında görünmüyor.
Batman’dan, Mardin’den, Şırnak’tan, Urfa’dan, Van’dan, Muş’tan insanlar maç izlemek için Diyarbakır’a geliyor.
Kimi sabahın erken saatlerinde yola çıkıyor.
Kimi ailesiyle, kimi arkadaşlarıyla.
Kimi hayatında ilk kez bir Süper Lig karşılaşmasını tribünden izliyor.
Hepsinin ortak bir duygusu var.
Amedspor kazandığında yalnızca bir futbol takımının galibiyetini kutlamıyorlar.
Yıllardır içlerinde taşıdıkları bir özlemin, bir aidiyetin, bir hayalin sahadaki karşılığını görüyorlar.
Daha önce de yazmıştım.
Amedspor, skor tabelasına sığmayan bir hikâyenin adı.
Bir kentin hafızası, bir halkın sevinci, yıllarca görmezden gelinen bir kimliğin futbol sahasındaki görünürlüğü.
İşte bu yüzden Amedspor’un her galibiyeti Diyarbakır’ın sınırlarını aşıyor.
Avrupa’nın farklı kentlerinde, Türkiye’nin dört bir yanında aynı sevinç yaşanıyor.
Ancak bu hikâyenin bir de karanlık tarafı var.
Geçtiğimiz hafta Samsunspor karşılaşmasının ardından yerel bir televizyon kanalının mikrofon uzattığı bazı taraftarların koro halinde söylediği sözler, futbolun çok ötesinde bir zihniyeti ortaya koydu:
“Teröristlere yenildik.”
Bir futbol takımına, onun taraftarına ve temsil ettiği toplumsal kimliğe yöneltilen bu ifade, sıradan bir maç sonu öfkesi olarak geçiştirilemez.
Çünkü burada yenilginin üzüntüsünden daha fazlası var.
Karşındaki takımı futboluyla, mücadelesiyle, attığı gollerle değerlendirmek yerine kimliği üzerinden aşağılamaya çalışan bir anlayış var.
Sahada seni yenen futbolcuları, tribünde takımını destekleyen insanları, milyonların gönül verdiği bir kulübü tek bir kelimeyle yaftalamaya çalışan bir zihniyet.
Oysa sahada olan son derece açık.
On bir futbolcu çıkıyor, mücadele ediyor, gol atıyor ve kazanıyor.
Ne fazlası ne eksiği.
Ama bazıları için Amedspor’un kazanması hâlâ yalnızca sportif bir sonuç olarak kabul edilemiyor.
Asıl mesele de burada başlıyor.
Yıllardır Amedspor’a yönelik önyargılar, ayrımcı söylemler ve zaman zaman ırkçılığa varan tepkiler gördük.
Takımın ismi, renkleri, taraftarlarının söylediği şarkılar bile tartışma konusu yapıldı.
Fakat Amedspor bütün bunlara rağmen büyüdü.
Önce alt liglerin dar sahalarından çıktı.
Sonra Süper Lig’e yükseldi.
Şimdi Türkiye’nin köklü kulüplerini yeniyor, futboluyla konuşuluyor ve çok daha büyük hedeflere doğru ilerliyor.
Ve insan ister istemez soruyor:
Bugün Amedspor’a yenildiklerinde “Teröristlere yenildik” diyenler, yarın bu takım Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazanırsa ne diyecek?
Avrupa’nın dev kulüpleriyle aynı sahaya çıktığında, milyonlarca insan Amedspor’un maçını izlediğinde, Diyarbakır’ın adı uluslararası futbol gündeminde yer aldığında ne söyleyecekler?
O zaman da aynı kelimelerin arkasına mı saklanacaklar?
Yoksa yıllardır görmek istemedikleri gerçeği kabul etmek zorunda mı kalacaklar?
Amedspor’un başarısını küçültmek için kullanılan her söz, bugün sahada ortaya konulan futbolun karşısında biraz daha anlamsızlaşıyor.
Çünkü futbolun güzel tarafı tam da budur.
Sahada kim olduğunuzdan çok ne yaptığınız konuşur.
Topa nasıl dokunduğunuz, nasıl mücadele ettiğiniz, nasıl kazandığınız belirler sonucu.
Amedspor bugün bunu yapıyor.
Kimseye kendisini anlatmak için uzun cümleler kurmuyor.
Sahaya çıkıyor, futbolunu oynuyor ve kazanıyor.
Elbette Şampiyonlar Ligi bugün için büyük bir hedef.
Önünde uzun, zorlu ve belirsizliklerle dolu bir yol var.
Türkiye’nin en güçlü kulüpleriyle yarışmak, bu başarıyı sürdürülebilir hale getirmek, kurumsal ve ekonomik yapıyı güçlendirmek gerekiyor.
Ama bundan birkaç yıl önce Süper Lig de uzak bir hayaldi.
Bugün o hayalin içindeyiz.
Kim bilir, belki yarın Diyarbakır’da bir Şampiyonlar Ligi gecesinin heyecanını yaşayacağız.
Belki Avrupa’nın büyük takımlarından biri Diyarbakır’a gelecek.
Belki Amedspor’un yeşil-kırmızı forması Avrupa’nın en büyük statlarında boy gösterecek.
Bunlar bugün birer hayal olabilir.
Ama büyük başarıların başlangıcında daima böyle hayaller vardır.
Önemli olan, o hayali taşıyacak iradeye sahip olmaktır.
Amedspor’un bugün yaptığı da bu.
Bir halkın yıllardır içinde büyüttüğü hayali, ilmek ilmek örüyor.
Her galibiyetle bir ilmek daha atıyor.
Her golle umudu biraz daha büyütüyor.
Her deplasmanda, her dolu tribünde, her yeni başarıda o hayalin dokusunu biraz daha güçlendiriyor.
Bu hikâyenin en değerli tarafı da burada.
Amedspor yalnızca bir futbol kulübünün sportif yükselişini temsil etmiyor.
Yıllarca ötekileştirilen, sevinci bile zaman zaman tartışma konusu yapılan insanların ortak başarısını da görünür kılıyor.
Ama bu başarıyı yalnızca kimlik üzerinden okumak da sahadaki büyük emeğe haksızlık olur.
Çünkü Amedspor bugün iyi yönetilmenin, doğru kadro kurmanın, teknik disiplinin, takım olmanın ve taraftar desteğinin nasıl bir güç yaratabileceğini gösteriyor.
Bu başarıda futbolcuların alın teri, teknik heyetin emeği, yönetimin kararlılığı ve tribünlerin bitmeyen desteği var.
Şimdi yapılması gereken, bu büyük heyecanı kalıcı bir futbol kültürüne dönüştürmek.
Altyapısıyla, genç oyuncularıyla, güçlü kurumsal yapısıyla, mali disipliniyle ve Avrupa hedefiyle büyüyen bir Amedspor yaratmak.
Çünkü bir halkın hayalini taşımak büyük bir onur olduğu kadar büyük bir sorumluluktur.
Ve o hayal artık yalnızca tribünlerde söylenen bir şarkıdan ibaret değil.
Sahada karşılığı var.
Golü var.
Mücadelesi var.
Zaferi var.
Bir de bütün önyargılara rağmen büyüyen umudu var.
Bugün bazıları yenilgilerini ırkçı sözlerle açıklamaya çalışabilir.
Yarın başka bahaneler bulabilir.
Ama değişmeyen bir gerçek var:
Amedspor sahada kazandıkça, onu kimliği üzerinden mahkûm etmeye çalışan zihniyet kaybediyor.
Belki de günün birinde Şampiyonlar Ligi müziği Diyarbakır’da yankılandığında, o insanların söyleyecek sözü kalmayacak.
Çünkü Amedspor, kendisine yıllarca yöneltilen önyargılara en güçlü cevabı yine sahada verecek.
Bir halkın hayalini ilmek ilmek örerek.
Ve belki de en güzeli şu olacak:
Bir zamanlar “Teröristlere yenildik” diyenlerin karşısında, Avrupa’nın devleri Amedspor’a karşı kazanmanın hesabını yapacak.
