Ekoabori

Kezî

VEYSİ POLAT

Bir haftadır Rojava’da yayılan görüntüler, insanlığın hangi karanlık eşiğe bir kez daha sürüklendiğini gö…

VEYSİ POLAT

Bir haftadır Rojava’da yayılan görüntüler, insanlığın hangi karanlık eşiğe bir kez daha sürüklendiğini gösteriyor.

Esir alınan Kürt kadınları, saçları koparılmış, onlarca infaz videosu dolaşımda.

Ve bütün bunlar “Allah u ekber” nidaları eşliğinde yapılıyor.

İnsan bu noktada kelimeleri dikkatle seçmek zorunda kalıyor.

Çünkü anlatılan şey yalnızca bir savaş suçu değil; yalnızca bir katliam da değil.

Bu, kadının bedenini, kimliğini ve hafızasını hedef alan sistematik bir yok etme dili.

İŞİD’i hatırlıyoruz.

Kafaları kesilen erkekleri, pazarlarda satılan Êzidî kadınları, koparılan saçları…

O gün “vahşetin zirvesi” demiştik.

Bugün daha ötesini diyoruz artık.

Dün İŞİD’in kestiği saçlardı, bugün Haseke’de, Rojava’da kadınların saçları ve başları kesiliyor.

Aynı nefret, farklı eller.

Aynı karanlık, farklı maskeler.

Bir fotoğraf düştü sosyal medyaya.

Örülmüş bir kadın saçı…

Kesilmiş haliyle.

O an koptu kıyamet.

Çünkü o saç artık bir beden parçası değildi.

Bir yaşamın izi, yarım bırakılmış bir hikâye, susturulmak istenen bir hafıza olmuştu.

Önce sessizlik oldu.

Sonra öfke aktı.

Ama bu bildik, hoyrat bir öfke değildi.

Kadınlar saçlarını ördü.

Sessiz, bilinçli, inatçı bir ritüelle.

Ve o saçlar birer mesaja dönüştü:

“Bizi yok edemezsiniz.”

Açılan etiket boşuna değildi:

#KeziyenMeTırsaWe

Yani korkmuyoruz.

Bu direniş yalnızca kadınların omzuna yüklenmedi.

Babalar da çıktı kadrajlara.

Ellerinde tarak, dizlerinde kızları…

Kimi sakallı, kimi yaşlı, kimi sessiz bir utançla kameraya bakıyordu.

Babalar, kızlarının saçlarını örerek paylaştı fotoğrafları.

Bu ülkede, bu coğrafyada erkeklik çoğu zaman sertliktir, suskunluktur, duyguyu gizlemektir.

Ama o karelerde başka bir şey vardı:

Bir baba, kızının saçını örerken şunu söylüyordu aslında:

“Senin saçın benim onurumdur.”

O babaların elleri titriyordu belki.

Çünkü ördükleri saç, kesilmiş saçtı.

Yaşayan bir kız çocuğunun değil; öldürülen, aşağılanan, hedef alınan tüm kadınların saçıydı.

O an, baba olmak politik bir tavra dönüştü.

Erkeklik, ölüm dilinin karşısında çözülüp insanlığa evrildi.

 

Kürt kadını için saç yalnızca estetik değildir.

Saç; yasın, direnişin, utancın ve başkaldırının sembolüdür.

Tarihte kadınlar saçlarını keserek ağıt yaktı, başkaldırdı, yas tuttu.

Bugün ise saçlarını kadınlar ve babalar birlikte örerek ölüm diline karşı yaşamı savunuyor.

Bu görüntüler karşısında sessiz kalan herkes şunu bilmeli:

Burada hedef alınan yalnızca Kürtler değil.

Burada hedef alınan kadınların kamusal varlığı, iradesi, hafızasıdır.

Bu bir insanlık suçudur.

Adı konulmalıdır.

Faili gizlenmemelidir.

Cezasızlıkla beslenen bu karanlık, her seferinde biraz daha büyüyerek geri dönüyor.

Bugün kesilen saçlar yarın kesilen diller olur.

Bugün sessizlik, yarın suç ortaklığıdır.

Rojava’da kadınların başlarını kesen zihniyetle, dünyanın dört bir yanında buna gözlerini kapatanlar arasında kalın bir bağ vardır:

Unutmaya güvenmek.

Ama unutmuyoruz.

Kadınlar saç örüyor.

Babalar saç örüyor.

Bir halk, hafızasını ilmek ilmek örüyor.

Kezî…

Bir saçtan fazlası artık.

Bir çağrı.

Bir isyan.

Ve insanlığın hâlâ ölmediğine dair inatçı bir kanıt.

Ekoabori