
VEYSİ POLAT Diyarbakır, insani değerleri merkeze alan bir kenttir. Bu, romantik bir tanım değil; yüzyıllar boyunca sınanmış, bedel ödenerek korunmuş bir toplumsal hakikattir. Geçmişine, köklerine ve geleneklerine tutunarak var olmuş; büyüğün de küçüğün de yerini bildiği, nerede nasıl durulacağını bilen bir şehirdir burası. Bu kent acıyla yoğrulmuştur. Sürgünle tanışmış, sürgünden sürgüne savrulmuştur. Yakılmıştır, yıkılmıştır, inkâr […]
VEYSİ POLAT
Diyarbakır, insani değerleri merkeze alan bir kenttir.
Bu, romantik bir tanım değil; yüzyıllar boyunca sınanmış, bedel ödenerek korunmuş bir toplumsal hakikattir.
Geçmişine, köklerine ve geleneklerine tutunarak var olmuş; büyüğün de küçüğün de yerini bildiği, nerede nasıl durulacağını bilen bir şehirdir burası.
Bu kent acıyla yoğrulmuştur.
Sürgünle tanışmış, sürgünden sürgüne savrulmuştur.
Yakılmıştır, yıkılmıştır, inkâr edilmiştir.
2015’te hendek ve barikat sürecinde güpegündüz ateşe verilmiş, mahalleleriyle birlikte hafızası da harabeye çevrilmiştir.
Ardından seçilmiş iradesi yok sayılmış, kayyumlarla yönetilmeye çalışılmıştır.
Sandıkta çıkan irade beğenilmeyince, kent adeta cezalandırılmıştır.
Buna rağmen Diyarbakır, her defasında küllerinden yeniden doğrulmayı bilmiştir.
Çünkü Diyarbakır yalnızca binalardan, caddelerden, yatırımlardan ibaret değildir.
Bu kent bir ahlak, bir vicdan kentidir.
Pandemi günlerini hatırlayalım.
Herkesin eve kapatıldığı, korkunun kol gezdiği o günlerde; Diyarbakır’da insanlar yasağa rağmen akrabasının aç kalmaması için gecenin bir vakti, bir “kaçak” gibi evinin önüne erzak bırakıyordu.
Kimse fotoğraf çekmedi, kimse alkış beklemedi.
Dayanışma, bu kentin gündelik refleksiydi.
Depremde de aynısını gördük.
Enkaz altından yalnızca bedenler değil, insanlığın ne olduğu da çıkarıldı.
Diyarbakır, el ele vererek dünyaya dayanışmanın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bu kentte işçi de işveren ahde vefayı bilir.
Sadece kârı değil, sorumluluğu da hesap eder.
Servetini satsa ABD’de sülalesini refah içinde yaşatabilecek insanlar, kredi muslukları bankalar eliyle kesilmesine rağmen üretimden vazgeçmedi.
Memleketinde kaldı, istihdam yarattı, bu topraklara sırtını dönmedi.
İstanbul’da daha çok kazanabilecekken “insan doğduğu toprakta doymalı” diyenlerin kentidir Diyarbakır.
Ama bugün durup dürüstçe konuşmak zorundayız.
Zaman değişiyor, insanlar da değişiyor.
Politik bir kent olan Diyarbakır’da yeni kuşaklarla birlikte umut da büyüyor; fakat aynı zamanda ahde vefayı, kadir kıymeti bir mendil gibi kenara atanlar da çoğalıyor.
Köklerinden uzaklaşan, menfi çıkarlarını geçmişine tercih eden bir anlayış giderek yaygınlaşıyor.
Emeğe ve emekçiye saygı azalıyor.
Hesabına gelmeyeni görmezden gelmek, işine gelmeyeni unutmak sıradanlaşıyor.
Oysa bu kenti kent yapan, bu şehri bir medeniyet merkezi haline getiren şey tam da o köklerdir.
Hafızadır.
Vefadır.
Dayanışmadır.
Acının içinden süzülerek bugüne ulaşan ahlaktır.
Diyarbakır’ı sadece betonla, projeyle, vitrinle anlatanlar yanılıyor.
Bu şehir, değerlerini yitirdiği gün sıradanlaşır.
Ve Diyarbakır’ın sıradanlaşmaya tahammülü yoktur.
Bugün asıl soru şudur:
Bu kent, kendisini inkâr eden politikalara yıllarca direnmişken, kendi içinden gelen vefasızlığa teslim olacak mı?
Hatırlamak bir lüks değil, bir sorumluluktur.
Köklerine sahip çıkmak nostalji değil, geleceği korumaktır.
Diyarbakır yakılmış bir kenttir belki; ama ahlakı hâlâ sönmemiştir.
Mesele, o ateşi kimlerin canlı tutacağıdır.
Bu kent, kendisine ihanet edenleri de hafızasına yazar.
Diyarbakır susar ama unutmaz.
Şam’da Rojava çıkmazı: Mazlum Abdi, Şara ile görüşmeyi yarıda kesti19 Ocak 202622:50 DEM Parti’den olağanüstü karar: Sınıra gidiyorlar19 Ocak 202622:37 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi: Karla mücadele devam ediyor19 Ocak 202609:39 Diyarbakır’ı kar vurdu; Sur Belediyesi gün doğmadan sahaya indi19 Ocak 202609:00 Diyarbakır Havalimanı’nda iniş yok, ihmal var!18 Ocak 202620:59