Ekoabori

Bir şampiyonluğun hikayesi: Amedspor ve bir halkın ısrarı

Bu başarı, sıradan bir sportif yükselişin ötesinde, sistematik biçimde baskılanmak istenen bir kimliğin sahadaki görünürlüğü ve ısrarıdır.

VEYSİ POLAT

Amedspor’un şampiyonluğu, yalnızca bir futbol başarısı olarak okunamayacak kadar derin, çok katmanlı ve politik bir anlam taşıyor.

Çünkü bu hikaye, yıllardır dışlanan, hedef haline getirilen ve çoğu zaman yalnız bırakılan bir kulübün, tüm bu kuşatılmışlığa rağmen nasıl ayakta kaldığını ve sonunda nasıl kazandığını anlatıyor.

Bu başarı, sıradan bir sportif yükselişin ötesinde, sistematik biçimde baskılanmak istenen bir kimliğin sahadaki görünürlüğü ve ısrarıdır.

Zira Amedspor, yıllar boyunca yalnızca rakip takımlarla değil, aynı zamanda önyargılarla, siyasi söylemlerle ve kurumsal adaletsizliklerle mücadele etmek zorunda bırakıldı.

Tribünlerde yaşanan linç girişimlerinden sahadaki tartışmalı hakem kararlarına, rakiplerin olağanüstü sertlikteki oyunlarından federasyonun tartışma yaratan tutumuna kadar uzanan bu tablo, Amedspor’un neden yalnızca bir kulüp olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Çünkü bu süreçte futbol, olması gereken sınırların dışına taşırılarak politik bir zemine çekildi ve Amedspor da bu zeminde doğrudan hedef haline getirildi.

Özellikle bazı siyasi aktörlerin kullandığı dil, kulübü marjinalize etmeye dönük bir çabanın parçası olarak öne çıkarken, kimi zaman yok sayma, kimi zaman açık hedef gösterme ve kimi zaman da tribünleri provoke etme şeklinde kendini gösteren bu yaklaşım, Amedspor’un karşı karşıya kaldığı atmosferin ne kadar ağır olduğunu gözler önüne serdi.

Buna rağmen kulüp geri adım atmadı.

Çünkü bu hikayenin temelinde yalnızca bir takımın mücadelesi değil, aynı zamanda bir kentin ve hatta dünyanın dört bir yanına dağılmış bir topluluğun sahiplenmesi vardı.

Bir zamanlar Şilbe’de oynanan maçlarda sınırlı sayıda taraftarın bulunduğu, mütevazı ve imkansızlıklarla dolu günlerden bugüne gelinirken, o küçük tribünlerde dile getirilen “Bir gün Süper Lig” hayali, aslında bu uzun yürüyüşün en sade ama en güçlü ifadesiydi.

Şehmus Özer’den Abdullah Çetin’e, Yusuf Yağmur’dan Mansur Çalar’a kadar sahada mücadele eden isimler ve İhsan Avcı ile Metin Kılavuz gibi yöneticiler, o günlerde yalnızca bir takımın geleceğine değil, bir fikrin mümkün olduğuna inanıyorlardı.

Bu inanç, yıllar içinde daha geniş bir toplumsal sahiplenmeye dönüştü.

Zamanla özellikle Diyarbakır’daki kimi STK’ların ve iş insanlarının ve özellikle Avrupa’daki diasporanın devreye girmesiyle birlikte Amedspor etrafında güçlü bir dayanışma hattı oluştu.

Çünkü herkes şunu açık biçimde görüyordu.

Eğer bu kulüp ayakta kalacaksa, bunu ancak kolektif bir irade mümkün kılacaktı.

Diğer yandan, kayyumların yerel kaynakları başka alanlara yönlendirilmesi ve Amedspor’un sistematik biçimde destekten mahrum bırakılması, bu başarıyı daha da anlamlı hale getirdi.

Kulüp, kurumsal destekten ziyade halkın doğrudan katkılarıyla varlığını sürdürmek zorunda kaldı ve bu durum, elde edilen şampiyonluğu sıradan bir sportif sonuç olmaktan çıkararak toplumsal bir kazanıma dönüştürdü.

Bugün gelinen noktada Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesi, yalnızca bir üst lige çıkmak anlamına gelmiyor.

Bu gelişme aynı zamanda uzun yıllardır bastırılmaya çalışılan bir aidiyetin, açık ve görünür bir şekilde kendini ifade etmesinin de önünü açıyor.

Bu nedenle Diyarbakır’da ve dünyanın dört bir yanında yaşanan sevinç, alışılmış bir şampiyonluk coşkusundan çok daha fazlasını içeriyor. İnsanlar yalnızca bir maçın sonucuna değil, yılların birikmiş duygusuna tepki veriyor, bu yüzden de bu sevinç yer yer gözyaşıyla iç içe geçiyor.

Bu duygunun temelinde, ilk kez böylesine güçlü bir ortak başarı hissinin ortaya çıkması yatıyor.

Bu şampiyonluk, bireysel değil kolektif bir kazanım olarak algılanıyor ve tam da bu yüzden bu coğrafyada bir bayram atmosferi yaratıyor.

Ancak gelinen bu nokta, aynı zamanda yeni bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor.

Zira Süper Lig, yalnızca sportif rekabetin değil, aynı zamanda daha yoğun bir politik ve toplumsal baskının da sahnesi olacak ve bu süreçte Amedspor’un karşılaşacağı zorlukların azalması değil, aksine daha görünür hale gelmesi bekleniyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde en kritik mesele, içerideki dağınıklıkları ortadan kaldırmak, kişisel hesapları ve dar çıkarları geri plana itmek ve bu başarıyı mümkün kılan kolektif ruhu koruyabilmek olacaktır.

Çünkü bu hikayenin devamı, ancak birlik duygusunun sürdürülmesiyle mümkün olabilir.

Amedspor’un şampiyonluğu bir son değil, açık biçimde yeni bir başlangıçtır ve eğer bu başarı doğru okunur, doğru sahiplenilir ve politik bilinciyle birlikte korunursa, bu kulüp yalnızca bir ligde mücadele eden bir takım olmaktan çıkarak, temsil ettiği değerlerle çok daha geniş bir anlam üretmeye devam edecektir.

Ekoabori