VEYSİ POLAT
1990’lı yıllar…
Kürtler için yalnızca bir takvim aralığı değil, hafızaya kazınmış ağır bir kırılma dönemiydi.
Kimliğinden dolayı evi barkı yakılan, bağı bahçesi kurutulan, faili meçhullerle, gözaltılarla, köy boşaltmalarıyla yüzleşen 4 milyon kişi, “belki uzağa gidersem acılarımı unuturum” diyerek doğduğu topraklardan koparıldı.
Trakya’ya, Ege’ye, Akdeniz’e savruldular.
Arkalarında sadece evlerini değil, çocukluklarını, komşularını, mezarlarını bıraktılar.
Bu travmanın en ağır hissedildiği kentlerden biri kuşkusuz Diyarbakır’dı.
1990’lar bitti ama kentin üzerindeki karanlık tam anlamıyla dağılmadı.
2000’li yıllarda da çatışmalar, toplumsal kırılmalar ve siyasi gerilimler sürdü.
2006’daki 6-7 Mart olayları, 2014’teki Kobanê protestoları, 2015 hendek-barikat süreci…
Her dönemde bu kent yeni acılar yaşadı, yeni bedeller ödedi.
İnsanlar hayatını kaybetti, toplumsal hafıza biraz daha ağırlaştı.
Sonrasında irade gaspı geldi.
Kayyum politikalarıyla birlikte yalnızca belediyeler değil, kentin demokratik refleksi de hedef alındı.
Kültür-sanat alanı daraltıldı, kamusal yaşam tek sesli hale getirildi, halkın kendisini ifade ettiği alanlar sistematik biçimde budandı. Kentin ruhuna müdahale edildi.
Ama bütün bunlara rağmen Diyarbakır teslim olmadı.
Bu şehirde halk da, sivil toplum da, demokratik dinamikler de geri adım atmadı.
Herkes kendi alanında bir direniş hattı kurdu.
Kimi kültürle, kimi sanatla, kimi siyasetle, kimi dayanışmayla mücadele etti.
Bu coğrafyada var olmanın kendisi zaten başlı başına bir mücadeleydi.
Spor da bu alanlardan biriydi.
Ve o mücadelenin en görünür sembollerinden biri Amedspor oldu.
Amedspor yıllarca yalnızca sahada rakiplerle mücadele etmedi.
Gittiği deplasmanlarda ırkçı saldırılara uğradı, yuhalandı, hedef gösterildi.
Tribünlere Kürt halkının hafızasında karanlık izler bırakan tetikçilerin posterleri asıldı.
“Beyaz Toroslarla” mesaj verildi.
Kürt kimliğine dönük nefret, futbol sahaları üzerinden organize edilmeye çalışıldı.
Yetmedi…
TFF eliyle verilen orantısız cezalar, sürekli provoke edilen futbolcular, saha içinde agresyonla sindirilmeye çalışılan oyuncular, hakem kararlarıyla şekillenen operasyonlar…
Amedspor çoğu zaman yalnız bırakıldı.
Futbolun dışındaki siyasi hesaplaşmaların muhatabı haline getirildi.
Ama bütün bunlara rağmen direndi.
Hiç unutmam!
Toplam takım değeri, büyük kulüplerin tek bir yıldız oyuncusundan bile düşükken, Ali Sami Yen’de Galatasaray’ı 2-0 yenerek tarih yazmıştı Amedspor’un yiğit çocukları.
O gün yalnızca bir maç kazanılmadı, yıllardır aşağılanmaya çalışılan bir halkın özgüveni sahaya yansıdı.
Amedspor büyük takımlara karşı oynadığı futbolla değil sadece, teslim olmayan karakteriyle büyüdü.
Sonra marjinalleştirilmeye çalışıldı.
Her hafta tribünlere 150-200 kişinin geldiği dönemleri de gördü bu kulüp.
Aborî adına Şehmus Özer’le, Abdullah Çetin’le, Yusuf Yağmur’la idman sahasında yaptığımız röportajları dün gibi hatırlıyorum.
O günlerde ne kameralar vardı ortada ne de bugünkü kalabalıklar.
Çünkü zor zamanlarda görünmek kolay değildir.
Bugün milyonlardan söz ediliyor.
Çünkü o gün birileri vazgeçmedi.
Oyuncular vazgeçmedi, taraftar vazgeçmedi, kulübün etrafında duran insanlar vazgeçmedi.
Ve en önemlisi herkesin geri çekildiği dönemde bazı kurumlar taşın altına elini koydu.
İşte burada 14 Nisan 2018 tarihinde “Yeşil Liste” olarak göreve gelen Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nı konuşmak gerekiyor.
Bugün sosyal medyada organize biçimde hedef gösterilen, linç edilmeye çalışılan DTSO’dan söz ediyoruz.
2018’de Diyarbakır kayyum yönetimi altındaydı.
Kentin kültürel hayatı sönümlenmiş, sosyal yaşam daralmış, insanlar nefes alacak alan arıyordu.
Bu atmosferde DTSO yalnızca ticaretle ilgilenen klasik bir kurum gibi davranmadı.
Kentin kültürüne, sosyal dokusuna ve ortak değerlerine sahip çıkan bir pozisyon aldı.
Amedspor’un ciddi bir belirsizlik yaşadığı dönemde geri çekilmedi.
Kulübün geleceğinin tartışıldığı, ekonomik krizlerin derinleştiği, hatta ayakta kalıp kalamayacağının konuşulduğu süreçte sorumluluk aldı.
Özellikle dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından Amedspor’un açık biçimde hedef gösterildiği, kayyum tartışmalarının dolaşıma sokulduğu süreçlerde de DTSO geri adım atmadı.
Tam tersine daha fazla sorumluluk aldı.
Üyeleriyle, iş insanlarıyla, kentteki ekonomik çevrelerle daha fazla sponsor bulunması için çaba yürüttü.
Kulübün yalnızlaştırılmasına karşı dayanışma zemini oluşturmaya çalıştı.
Çünkü mesele yalnızca futbol değildi.
Mesele bu kentin ortak hafızasına, ortak duygusuna ve iradesine sahip çıkmaktı.
Kayyum yönetimlerinin olduğu dönemde Amedspor’a yönelik baskılar yalnızca söylem düzeyinde de kalmadı.
Belediyelerin su borcu gerekçesiyle kepçeleri kulüp tesislerine göndermesi, futbolcuların altından belediye otobüslerinin geri çekilmesi, “belediye yeridir” denilerek kulüp binasının boşaltılmasının istenmesi, elektrik borçları nedeniyle kulübün elektriğinin kesilmesi, SGK borçları üzerinden kulübün işlevsiz hale getirilmeye çalışılması…
Bütün bunlar bu kentin hafızasında duran gerçeklerdir.
İşte tam da o günlerde DTSO’nun etrafındaki bileşenler, İstişare Kurulu, Diyarbakır’daki iş insanları ve kulübün etrafında kenetlenenler geri çekilmedi.
Bu insanlar yalnızca ellerini değil, adeta gövdelerini taşın altına koydu.
Kulübün ayakta kalabilmesi için ekonomik, moral ve toplumsal bir dayanışma hattı ördüler.
Bugün bunu yok saymak siyasi körlüktür.
Eleştiri elbette olabilir.
Kimse eleştiriden muaf değildir.
Kongre süreçleri tartışılır, yöneticiler eleştirilir, kararlar beğenilmeyebilir.
Bu siyasetin ve demokratik kültürün doğasında vardır.
Ama bugün yapılan şey eleştiri değil.
Daha ortada müzakere edilmemiş süreçler varken isimleri sosyal medya üzerinden dolaşıma sokmak, organize hesaplarla hedef göstermek, insanları “hain”, “işbirlikçi”, “istemiyoruz” diliyle linç etmeye çalışmak siyaseten de ahlaken de sorunludur.
Hele ki bunu anonim trol hesaplarla yapmak…
Bu kentin hafızasını bilen herkes şunu çok iyi bilir:
Diyarbakır’da linç dili hiçbir zaman masum olmamıştır.
Önce itibarsızlaştırma başlar, sonra hedef gösterme gelir.
Şimdi sosyal medyada düğmeye basılmış gibi hareket eden o organize yapıların yaptığı tam olarak budur.
Ne ilginçtir ki Amedspor’un yalnız bırakıldığı dönemlerde ortada görünmeyenler, bugün tribünler dolup Süper Lig konuşulunca “esas sahip” kesilmeye başladı.
Bedel ödeyenleri unutarak tarih yazamazsınız.
Çünkü bu kulüp masa başında büyümedi.
Baskılara rağmen ayakta kalan bir halkın duygusuyla büyüdü.
Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey sosyal medya operasyonları değil, ortak akıldır.
Daha fazla kutuplaşma yerine kulübün geleceğini büyütecek demokratik bir zemin yaratmaktır.
Çünkü Amedspor’u bugünlere taşıyan şey iç çekişmeler değil, en zor zamanlarda kurulan dayanışma iradesiydi.
Ve bu kent, zor günlerde kimin gerçekten yanında durduğunu unutmaz.
