VEYSİ POLAT
Kızıltepe, sadece Mardin’in bir ilçesi değil.
Toplumsal refleksleri güçlü, kendi sözünü söylemekten çekinmeyen, gerektiğinde ortak bir irade etrafında kenetlenebilen bir yer.
Yıllardır böyle…
Nüfusu ve yüzölçümü bakımından bağlı bulunduğu Mardin’i birçok açıdan geride bırakan, nüfus büyüklüğü bakımından Türkiye’deki 42 kentten daha kalabalık olan Kızıltepe, sahip olduğu potansiyele rağmen ekonomik refah, istihdam ve yatırım açısından hak ettiği noktada değil.
İşte şimdi bu büyük ilçede hareketli günler yaşanıyor.
Türkiye’deki ticaret ve sanayi odaları, TOBB mevzuatı gereği yeni dönem yönetimlerini belirlemek üzere sandık başına gidiyor. Kızıltepe Ticaret ve Sanayi Odası üyeleri de 1 Ekim’de, önlerindeki dört yıl boyunca hak ve hukuklarını savunacak, sorunlarını gündeme taşıyacak ve ilçenin ekonomik geleceğine yön verecek yönetimi belirlemek için oy kullanacak.
Bu seçim Kızıltepe açısından sıradan bir oda seçimi görüntüsünden çok daha fazlasını taşıyor.
Çünkü 1991 yılında kurulan Kızıltepe Ticaret ve Sanayi Odası’nda, kuruluşundan bu yana başkanlık koltuğunda Mahmut Dündar bulunuyor.
Yaklaşık 35 yıllık bir yönetim pratiğinden söz ediyoruz.
Bu kez ise karşısında bir rakip var.
Hem de sahaya ciddi biçimde inmiş bir rakip…
Sedat Ege.
Sedat Ege’yi aylardır Kızıltepe’nin her sokağında görmemek neredeyse mümkün değil.
Genç, dinamik ve birden fazla sektörde iş yapan bir iş insanı.
Şimdi Yeşil Liste’nin başkan adayı olarak odanın yönetimine talip.
Ama bunu yalnızca bir adaylık kampanyası olarak yürütmüyor.
Arı gibi çalışıyor.
Esnafın kapısını çalıyor, tüccarla oturuyor, sanayiciyi dinliyor, yatırımcıyla konuşuyor. Kızıltepe’nin ekonomik nabzını tutmaya çalışıyor.
Çalmadık kapı, dinlemedik iş insanı bırakmamak için sahada.
Öyle ki seçim için oluşturduğu büro, gün boyunca yüzlerce kişinin uğradığı bir buluşma noktasına dönüşmüş durumda.
Bazen dışarıdan bakıldığında bir ticaret ve sanayi odası seçimi değil, genel bir siyasi seçim kampanyası yürütülüyor hissi veriyor.
Fakat bu hareketliliğin arkasında yalnızca bir koltuk yarışı yok.
Sedat Ege’nin anlattığı mesele daha büyük.
“Değişim” diyor.
“Şeffaflık” diyor.
“Üyeye doğrudan hizmet” diyor.
Ve bütün bunları Kızıltepe’nin ekonomik potansiyelini büyütme iddiasıyla birleştiriyor.
Kızıltepe’nin temel çelişkisi tam da burada başlıyor.
Bir tarafta büyük bir nüfus, geniş tarımsal alanlar, genç bir toplum, sınır kapılarına yakınlık, güçlü ticaret kültürü ve önemli bir lojistik avantaj var.
Diğer tarafta ise bu potansiyelin karşılığında ortaya çıkan refah ve istihdam yeterli değil.
Ege’nin seçim söyleminin temelinde de bu çelişki bulunuyor.
Kızıltepe’nin ekonomik büyüklüğü ile ekonomik refahı arasında ciddi bir mesafe olduğunu söylüyor.
Asya ile Avrupa arasındaki ulaşım güzergâhlarından biri üzerinde bulunan, Suriye ve Irak’a yakınlığıyla sınır ticareti açısından önemli bir konuma sahip olan Kızıltepe’nin bu avantajlarını yeterince kullanamadığını düşünüyor.
Ve soruyor:
Bu kadar büyük bir ekonomik potansiyel neden daha fazla üretime, daha fazla yatırıma ve daha fazla istihdama dönüşmüyor?
Sorunun yanıtını altyapıdan finansmana, yatırım ortamından geçmişin ekonomik etkilerine kadar birçok başlıkta arıyor.
Sedat Ege’nin seçim kampanyasında dikkat çeken başlıklardan biri de aslında çok basit bir sorudan hareket ediyor:
Ticaret ve Sanayi Odası ne işe yarar?
Sahada yaptığı görüşmelerden hareketle, birçok üyenin odayı kayıt yaptırılan, faaliyet belgesi alınan, şirket işlemleri için başvurulan bir kurum olarak gördüğünü söylüyor.
Oysa Ege’ye göre oda bundan çok daha fazlası olmalı.
Üyesine yol göstermeli.
Yatırımcının önünü açmalı.
İhracatçının yanında olmalı.
Girişimciyi desteklemeli.
Finansmana erişimde aracılık etmeli.
Kentin ekonomik sorunlarının çözümü için Ankara’nın kapısını çalmalı.
Kısacası üyeden yalnızca aidat alan bir kurum değil, üyesinin elinden tutan bir kurum olmalı.
Bu nedenle seçim kampanyasının merkezine “üyeye doğrudan hizmet” anlayışını yerleştiriyor.
Değişim söyleminin en önemli ayaklarından biri şeffaflık.
Ege, oda gelir ve giderlerinin üyeler tarafından görülebilmesini istiyor.
Ne kadar gelir elde ediliyor?
Ne kadar harcanıyor?
Personel giderleri ne kadar?
Diğer harcamalar ne kadar?
Bunların tamamının üyelerin bilgisine açık olması gerektiğini savunuyor.
Bu yaklaşımı yalnızca bir yönetim tekniği olarak değil, üyeye karşı bir sorumluluk olarak ortaya koyuyor.
Bir başka vaat ise oda hizmetlerinin üyeye maliyetini azaltmak.
Kayıt ve faaliyet belgelerinden ücret alınmamasını, şirket kuruluşları ve şube açılışlarında üyelerin gereksiz maliyetlerle karşılaşmamasını istiyor.
“Bir ticaret ve sanayi odası tahsilat kurumu gibi çalışmamalı” yaklaşımı, kampanyanın hizmet anlayışını özetleyen cümlelerden biri.
Belki de Sedat Ege’nin değişim iddiasını en somut biçimde ortaya koyduğu başlık iki dönem kuralı.
Göreve gelmesi halinde en fazla iki dönem başkanlık yapacağını söylüyor.
İkinci dönemin ardından yeniden aday olmayacağını açıkça ifade ediyor.
Bu, Kızıltepe TSO seçiminde üzerinde durulması gereken önemli bir siyasi-kurumsal mesaj.
Çünkü mesele yalnızca “kim başkan olacak?” sorusu değil.
Aynı zamanda “yönetimler ne kadar süreyle değişmeden kalmalı?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Ege, iki dönem sonrasında yeni isimlerin ve yeni fikirlerin önünün açılması gerektiğini savunuyor.
Kendi adaylığı için de bunu açık bir taahhüt olarak ortaya koyuyor.
Ege’nin değişim söylemi yalnızca yönetim biçimiyle sınırlı değil.
Asıl büyük dosya Kızıltepe ekonomisinin nasıl büyütüleceği.
Bunun için de kapsamlı bir proje paketi hazırlamış durumda.
Oda bünyesinde yatırım ve teşvik masaları kurulması bunlardan biri.
Kızıltepe’ye yatırım yapmak isteyen bir girişimcinin hangi kuruma gideceğini, hangi teşvikten yararlanacağını kendi başına araştırmak zorunda kalmamasını istiyor.
Bir diğer başlık ihracat masası.
İhracat yapmak isteyen üyeye pazar araştırmasından belge süreçlerine kadar yol gösterecek bir yapı oluşturmayı planlıyor.
Finansman da listenin önemli maddelerinden.
Bankalarla daha güçlü ilişkiler kurarak üyelerin kredi ve finansman imkânlarına erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor.
Genç ve kadın girişimcilere yönelik özel destek mekanizmaları da projeler arasında.
Özellikle ilk kez iş kuracak kadın ve gençlerin şirket kuruluşundan finansmana, iş geliştirmeden pazara erişime kadar desteklenmesi hedefleniyor.
Kızıltepe’nin ticaret kapasitesi düşünüldüğünde ilginç bir eksiklik de var:
Kalıcı bir fuar alanı.
Ege, bu eksikliği gidermek istiyor.
Tarım ve gıda, inşaat, kitap ve farklı sektörlere yönelik fuarların düzenlenebileceği kalıcı bir alan oluşturulmasını öneriyor.
Bu proje aslında yalnızca bir fuar alanı projesi değil.
Üreticinin ürününü sergileyebildiği, tüketicinin üreticiyle buluştuğu, kente dışarıdan ziyaretçi geldiği, ticaretin hareketlendiği bir ekonomik merkez fikri.
Projeler içerisinde en dikkat çekici olanlardan biri ise Kızıltepe Mobilyacılar Sitesi.
Kızıltepe’de 100’ün üzerinde mobilya üreticisi bulunduğunu belirten Ege, bu üreticilerin önemli bölümünün apartman altlarında üretim yaptığını söylüyor.
Oysa burada ciddi bir üretim potansiyeli var.
Sorun, üretim gücünün uygun fiziki koşullarla buluşamaması.
Modern bir Mobilyacılar Sitesi ile üreticilerin daha sağlıklı alanlarda üretim yapması, markalaşması, patent alması ve ihracata yönelmesi hedefleniyor.
Burada Kızıltepe’nin coğrafi konumu devreye giriyor.
Irak’a yakınlık, Suriye sınırı, Habur hattı ve bölgesel ticaret yolları…
Ege’nin verdiği örnek dikkat çekici:
Kızıltepe’den Irak’a giden bir ürünün nakliye maliyeti yaklaşık 500 dolar seviyesindeyken, İstanbul’dan aynı ürünün taşınmasının 3-4 bin dolara ulaşabildiğini belirtiyor.
Yani mesele sadece bir sanayi sitesi kurmak değil.
Üretimi Kızıltepe’de tutmak.
İhracatı Kızıltepe’den yapmak.
Nakliyeciyi, üreticiyi, esnafı ve tüccarı aynı ekonomik döngünün içine sokmak.
Kısacası paranın Kızıltepe’de dönmesini sağlamak.
Kızıltepe ekonomisinin bir başka büyük çelişkisi de tarım.
Büyük bir ova var.
Güçlü bir üretim kültürü var.
Ama su sorunu hâlâ çözülmüş değil.
Ege, GAP’ın tamamlanması ve sulama sorunlarının çözülmesini de odanın gündemine taşıyacağını söylüyor.
Sulama suyunun tarlaya ulaşmaması nedeniyle çiftçinin kuyu açmak zorunda kaldığını, ardından yüksek enerji maliyetleriyle karşı karşıya kaldığını anlatıyor.
Üstelik bu konuda yalnızca Kızıltepe TSO’nun değil, bölgedeki oda ve borsaların birlikte hareket etmesi gerektiğini savunuyor.
Çünkü Kızıltepe Ovası’nın su sorunu sadece çiftçinin değil, bölgenin ekonomik geleceğinin sorunu.
Ege’nin ekonomik perspektifinde sınır kapıları da özel bir yere sahip.
Kızıltepe’nin Suriye’ye, Nusaybin ve Şenyurt üzerinden açılan kapılara, Irak tarafında ise Habur’a yakınlığı büyük bir avantaj.
Ancak bu avantajın yeterince ekonomik değere dönüşmediğini düşünüyor.
Sınır kapılarının yalnızca giriş-çıkış yapılan noktalar olarak değil, üretim, lojistik, ihracat ve ticaret merkezleri olarak değerlendirilmesini istiyor.
Bu konuda Diyarbakır’dan Mardin’e, Şanlıurfa’dan Şırnak’a kadar bölgedeki oda ve borsaların ortak hareket etmesini öneriyor.
Çünkü sınır ticaretinin, ulaşımın, lojistiğin ve ihracatın sorunları tek bir ilçenin sorunu değil.
Bölgenin ortak meselesi.
Bütün bu projelerin kesiştiği bir başka nokta ise gençler.
Kızıltepe’nin genç nüfusu büyük.
Fakat gençlerin bir bölümü iş bulmak için batıya, bir bölümü mevsimlik işlere gidiyor.
Ege’nin söylemi burada yeniden yatırım ve üretime bağlanıyor.
Tarım var.
Lojistik var.
Sınır kapıları var.
Ticaret var.
Üretim potansiyeli var.
Bütün bunların güçlü bir ekonomik yapıya dönüştürülmesi halinde gençlerin kendi kentlerinde iş bulabileceğini savunuyor.
Bu nedenle seçim kampanyasının merkezinde aslında yalnızca oda yönetimi değil, Kızıltepe’nin ekonomik geleceği bulunuyor.
Kızıltepe TSO’nun 7 bin 113 kayıtlı üyesi bulunuyor. Şirketi faal olanların sayısı 5 bin 850. Oy kullanma hakkı bulunan üye sayısı ise 3 bin 220.
2022 seçiminde tek adayla gidilen seçimde mevcut başkan 212 oy almıştı.
Şimdi tablo değişti.
Bu kez iki aday var.
Bir tarafta 1991’den bu yana Kızıltepe Ticaret ve Sanayi Odası’nın başında bulunan Mahmut Dündar.
Diğer tarafta genç, sahada yoğun çalışan ve “değişim” iddiasıyla ortaya çıkan Sedat Ege ve Yeşil Liste.
Dolayısıyla 1 Ekim’de Kızıltepe’de sadece bir oda başkanı seçilmeyecek.
Üyeler, dört yıl boyunca kendilerini temsil edecek yönetim anlayışı konusunda da bir tercih yapacak.
Sandık elbette son sözü söyleyecek.
Ama seçim atmosferinin şimdiden gösterdiği bir gerçek var:
Kızıltepe’de Ticaret ve Sanayi Odası seçimi, uzun zamandır görülmeyen bir hareketlilik içinde geçiyor.
Ve bu hareketlilik, Kızıltepe’nin yalnızca oda yönetimini değil, ekonomik geleceğini nasıl konuştuğunu da gösteriyor.
35 yıllık bir yönetim deneyiminin karşısına ilk kez güçlü ve sahada görünür biçimde çalışan bir rakip çıkıyor.
Sedat Ege’nin söylemi ise net:
Kızıltepe sahip olduğu büyüklüğün karşılığını ekonomide de görmeli.
Üretmeli.
Yatırım çekmeli.
İhracat yapmalı.
Gençlerine iş vermeli.
Kadınlarını ekonomiye daha fazla katmalı.
Sınırlarını ticarete açmalı.
Ovasını suyla buluşturmalı.
Ve bütün bunları yaparken ticaret ve sanayi odasını, üyelerinin kapısını yalnızca belge almak için çaldığı bir kurum olmaktan çıkarıp ekonominin önünü açan aktif bir yapıya dönüştürmeli.
1 Ekim’de sandıklar açıldığında Kızıltepe’nin tercihi ortaya çıkacak.
Ama şimdiden belli olan şu:
Kızıltepe’de bu seçim, yalnızca bir başkanlık yarışı değil; 35 yıllık bir yönetim anlayışı karşısında “değişim” iddiasının sınavı olacak.
