VEYSİ POLAT
Bir kentin ekonomik geleceğini konuşurken bazen çok uzağa gitmeye gerek yok.
Elinizde ne var, ne üretiyorsunuz ve ürettiğinizden ne kadarını kentinizde tutabiliyorsunuz?
Siirt açısından mesele tam da burada düğümleniyor.
Fıstık var, bal var, bıttım var, tarımsal üretim var.
Genç nüfus var.
Girişimci var.
Ticaret var.
Ancak bütün bu değerlerin önemli bir bölümü Siirt’te üretilmesine rağmen işleme, paketleme, markalaşma ve pazarlama aşamalarında başka kentlerin ekonomisine katkı sağlıyor.
Fıstık Siirt’te yetişiyor, başka yerde işleniyor.
Bal Siirt’in dağlarından çıkıyor, başka merkezlerde markalaşıyor.
Bıttımın hikayesi Siirt’e ait ama katma değerli ürünün üretimi başka yerlerde gerçekleşiyor.
O halde artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Siirt neden kendi ürününün sadece üreticisi olsun?
Neden işleyeni, markalaştıranı ve dünyaya satanı da olmasın?
1 Ekim’de yapılacak seçimde Mavi Liste olarak Siirt TSO Başkan Adayı olan Hayrettin Dalğıç’ın bu süreçte ortaya koyduğu ekonomik yaklaşımın temelinde de bu soru yatıyor.
Dalğıç’ın 27 projelik vizyonuna baktığınızda ortak bir fikir öne çıkıyor:
Siirt’in sahip olduğu değerleri başka kentlere gönderen değil, bu değerleri kendi sınırları içerisinde işleyerek katma değere dönüştüren bir ekonomik yapı kurmak.
Bu aslında basit ama güçlü bir ekonomik yaklaşım.
Çünkü bir kent yalnızca üretim yaptığı için zenginleşmiyor.
Ürettiğini işlediğinde, markalaştırdığında, ihraç ettiğinde ve oluşan katma değeri kendi ekonomisinde tuttuğunda güçleniyor.
Siirt ekonomisi konuşulurken OSB meselesinin üzeri artık örtülemeyecek kadar açık.
Dalğıç’ın “Üretim alanlarından çok fıstık bahçeleriyle karşılaşıyoruz” sözleri aslında Siirt’in sanayi fotoğrafını anlatan çarpıcı bir cümle.
Organize Sanayi Bölgesi, adından da anlaşılacağı üzere üretimin, sanayinin, istihdamın ve yatırımın merkezi olmalı.
Orada fabrika bacaları yükselmeli.
Gençler iş bulmalı.
Ürünler kamyonlara yüklenip farklı kentlere değil, farklı ülkelerin pazarlarına doğru yola çıkmalı.
Yatırımcı “Bu kentte işimi büyütebilir miyim?” sorusuna olumlu cevap verebilmeli.
Siirt’in OSB’si elbette fıstık bahçelerine de ev sahipliği yapabilir; ancak sanayi bölgesinin temel görüntüsü tarım arazisi değil, üretim olmalı.
Bu nedenle OSB’nin yeniden canlandırılması, yatırımcıların sorunlarının çözülmesi, altyapının güçlendirilmesi ve lojistik maliyetlerin düşürülmesi Siirt için yalnızca bir seçim vaadi değil, ekonomik bir ihtiyaç olarak görülmeli.
Dalğıç’ın tekstil yatırımlarına özel önem vermesi de bu noktada anlam kazanıyor.
Çevre illerde on binlerce insan tekstilde çalışırken Siirt’in bu alanda sınırlı kalması, kentin önünde hala değerlendirilmeyi bekleyen ciddi bir istihdam alanı bulunduğunu gösteriyor.
Ancak bunun için yatırımcıya yalnızca “gel” demek yetmez.
Yer göstereceksiniz, altyapıyı hazırlayacaksınız, finansmana erişimini kolaylaştıracaksınız, iş gücünü yetiştireceksiniz ve yatırımcı kendisini sahipsiz hissetmeyecek.
Belki de iş insanı Hayrettin Dalğıç’ın seçim kampanyasında öne çıkan en önemli mesajlardan biri bu.
Siirt’in ekonomik sorunları var ama Siirt sahipsiz bir kent olmak zorunda değil.
Bir yatırımcı sorun yaşadığında kapısını çalacağı bir oda olmalı.
Bir üretici destek aradığında yol gösterecek bir mekanizma olmalı.
Bir girişimci yatırım yapmak istediğinde önündeki bürokratik engellerin çözümü için yanında duracak bir yapı olmalı.
Ticaret ve Sanayi Odası’nın asli görevlerinden biri de burada ortaya çıkıyor.
Oda yalnızca belge veren, aidat toplayan ve seçim dönemlerinde hatırlanan bir kurum olmamalı.
Üyenin derdi odanın derdi olmalı.
Dalğıç’ın “365 gün üyelerinin yanında olan oda” yaklaşımı bu nedenle dikkat çekiyor.
Çünkü ekonomik kalkınma, masa başında hazırlanan projeler kadar sahada gösterilen sahiplenmeyle de mümkün.
Hayrettin Dalğıç’ın seçim çalışmasına bakıldığında bir başka ayrıntı da dikkat çekiyor.
Yaklaşık iki aydır sahada olan 74 kişilik ekip, kapı kapı ziyaretler gerçekleştiriyor, üyelerle görüşüyor, iş insanlarını dinliyor.
Abori olarak seçim bürosundaki ziyaretimizde de bu hareketliliği yakından görme fırsatı bulduk.
Seçim bürosunda yalnızca bir adayın çalışması değil, çevresinde oluşan geniş bir ekip ruhu dikkat çekiyor.
Sivil toplum kuruluşlarından, iş dünyasından ve kentin farklı kesimlerinden gelen destek de bu hareketliliğe eşlik ediyor.
Kanaat önderlerinin, iş insanlarının ve çeşitli sivil toplum çevrelerinin Dalğıç’a yönelik desteği, seçim çalışmasının sahada karşılık bulduğunu gösteren unsurlar arasında.
Elbette sandığın sonucunu üyeler belirleyecek.
Ancak seçim çalışmasının nasıl yürütüldüğü de başlı başına bir gösterge.
Dalğıç’ın müteahhitlikten gelen bir iş insanı olması, ticaretin içinde bulunması ve kentte uzun süredir iş dünyasıyla temas halinde olması, seçim çalışmalarında kurduğu iletişime de yansıyor.
Dikkat çeken taraf ise bütün bu hareketliliğin içinde kendisinin daha mütevazı ve sakin bir profil sergilemesi.
Çok konuşmaktan ziyade dinleyen, üyelerin sorunlarını not alan ve kendisini iş dünyasının içinden biri olarak konumlandıran bir görüntü veriyor.
Ticaret çevrelerinde hakkında olumlu ifadeler kullanılması ve farklı kesimlerden destek görmesi de bu iletişim biçiminin sahadaki karşılıklarından biri olarak değerlendirilebilir.
Dalğıç’ın ekonomik söyleminde üzerinde durulması gereken bir başka nokta da “giden yatırımcıları geri getirme” hedefi.
Çünkü Siirt’in yeni yatırımcıya ihtiyacı olduğu kadar, geçmişte kentte yatırım yapmış ancak farklı nedenlerle yatırımlarını başka merkezlere taşımış iş insanlarını yeniden Siirt’e kazandırmaya da ihtiyacı var.
Burada sorulması gereken soru çok açık:
Bu insanlar neden gitti?
Elektrik mi?
Altyapı mı?
Lojistik mi?
Finansman mı?
Bürokrasi mi?
Nitelikli iş gücü mü?
Yoksa bütün bunların birleşimi mi?
Ya da sahipsizlik mi?
Bu soruların yanıtı bulunmadan Siirt’e yeni yatırımcı çekmek kolay olmayacaktır.
Dalğıç’ın yaklaşımı ise mevcut yatırımcıyı büyütmek, giden yatırımcıyı geri kazanmak ve yeni yatırımcının önünü açmak şeklinde üçlü bir zemine oturuyor.
Bence bunun Siirt açısından önemli bir tarafı var.
Çünkü yatırımcıya “gitme” demek yetmez.
Gitmemesi için şartları oluşturmak gerekir.
Fıstık burada işlenecek, bal burada markalaşacak
Siirt’in ekonomik geleceğinde tarımsal ürünlerin sanayiyle buluşturulması kritik önem taşıyor.
31 bin ton fıstık üreten bir kent, yalnızca fıstık satmamalı.
Fıstık burada işlenmeli.
Kavrulmalı.
Paketlenmeli.
Markalaşmalı.
E-ticaret kanallarına taşınmalı.
İhracat bağlantıları kurulmalı.
Aynı model bal için de uygulanmalı.
Pervari balı yalnızca üreticinin kovanından çıkan bir ürün olarak kalmamalı; Siirt markasıyla, standartları belirlenmiş, ambalajı hazırlanmış ve uluslararası pazara sunulmuş bir ürüne dönüşmeli.
Bıttım için de aynı şey geçerli.
Sabun Siirt’te doğuyor ama katma değerli ürünlerin üretimi başka kentlerde gerçekleşiyorsa burada ciddi bir ekonomik fırsat kaybediliyor.
Bıttım sabunundan şampuana, kolonyadan kişisel bakım ürünlerine kadar yeni bir üretim zinciri kurulabilir.
Siirt kendi ürününün ham maddesini başka kentlere gönderen kent olmaktan çıkıp, o ham maddeden marka üreten kent olmalı.
Bu dönüşüm gerçekleştiğinde sadece üretici kazanmayacak.
Fabrika kazanacak.
İşçi kazanacak.
Nakliyeci kazanacak.
Esnaf kazanacak.
Gençler kazanacak.
Ve en önemlisi Siirt ekonomisi kazanacak.
Burada Siirt’in ekonomik geleceği açısından dikkat çekici başka bir başlık daha ortaya çıkıyor: Bölgesel iş birliği.
Dalğıç, Siirt’in kendi potansiyelini harekete geçirirken çevre illerdeki ticaret ve sanayi odalarıyla daha güçlü ilişkiler kurulması gerektiğini savunuyor. Özellikle Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın kent ekonomisinin yanı sıra bölgesel meselelerde ortaya koyduğu örgütlü yapıyı Siirt açısından örnek gösteriyor ve DTSO ile ekonomik iş birliğinin geliştirilmesini hedefliyor.
Bu önemli bir yaklaşım.
Çünkü bölge kentlerinin ekonomik sorunlarının önemli bir bölümü birbirinden bağımsız değil.
Lojistik hatları ortak.
Pazarlar iç içe.
Üretim zincirleri birbirini tamamlıyor.
İhracat güzergahları ortaklaşıyor.
Dolayısıyla Siirt’in ekonomik geleceğini yalnızca il sınırları içerisinde düşünmek yerine Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak ve bölgedeki diğer merkezlerle kurulacak ekonomik ilişkiler üzerinden de ele almak gerekiyor.
Diyarbakır TSO’nun bölgesel meselelerde ortaya koyduğu örgütlü yapının Siirt için örnek oluşturabileceği yönündeki yaklaşım da tam burada anlam kazanıyor.
Amaç başka bir kentin modelini kopyalamak değil; bölgedeki odaların birikimlerini, deneyimlerini ve kurumsal gücünü ortak ekonomik hedeflerde buluşturabilmek.
Siirt’in yatırım çekmesi, ürünlerini pazarlaması, ihracatını artırması ve yeni pazarlara ulaşması için bölgesel dayanışma önemli bir avantaj sağlayabilir.
Belki de gelecekte Siirt ile Diyarbakır arasında yalnızca ticaret değil, ortak yatırım, lojistik, ihracat, fuarcılık ve sektörel iş birliklerinin konuşulması gerekiyor.
Bu nedenle Dalğıç’ın DTSO’yu örnek göstererek bölgesel iş birliğine yaptığı vurgu, 1 Ekim seçimleri açısından da dikkat çekici başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Ekonomik kalkınmayı yalnızca fabrika sayısıyla ölçmek de doğru değil.
Kadınların üretime daha fazla katılması, gençlerin meslek sahibi olması, işletmelerin nitelikli çalışan bulabilmesi ve girişimcilerin finansmana erişebilmesi aynı hikayenin parçaları.
Dalğıç’ın kadın girişimciler kurulu, kadın kooperatifleri, nitelikli iş gücü merkezi, eğitim akademisi ve finansman destek ofisi gibi projeleri bu nedenle birbirinden bağımsız başlıklar değil.
Hepsi aynı hedefe bağlanıyor:
Siirt’in insan kaynağını ekonomik güce dönüştürmek.
Kurtalan’ın gelişimini Siirt’in gelişiminden ayrı görmemek de bu yaklaşımın önemli bir parçası.
Bir ilçenin büyümesi diğerinin kaybı anlamına gelmemeli.
Kurtalan gelişirse Siirt kazanır.
İlçelerde üretim artarsa merkezde ticaret büyür.
Tarım gelişirse sanayi için hammadde oluşur.
Sanayi gelişirse lojistik ve hizmet sektörü büyür.
Bu nedenle Siirt’in ekonomik kalkınmasının ilçe ilçe, sektör sektör ve kurum kurum ele alınması gerekiyor.
Dalğıç’ın en önemli projelerinden biri Ortak Akıl Platformu önerisi dikkat çekiyor.
Valilik, belediyeler, üniversite, kamu kurumları, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin aynı masa etrafında buluştuğu kalıcı bir koordinasyon mekanizması, kentin ortak sorunlarına ortak çözümler üretilmesine katkı sağlayabilir.
Bütün bunların gerçekleşebilmesi için lojistik meselesinin de çözülmesi gerekiyor.
Çünkü Siirt’in yalnızca üretmesi yetmiyor.
Ürettiğini ucuza, hızlı ve güvenli şekilde pazara ulaştırması gerekiyor.
1 Ekim’de Siirt TSO üyeleri sandık başına gidecek.
Sonucu üyeler belirleyecek.
Ama seçim atmosferinin Siirt ekonomisi açısından ortaya çıkardığı bir gerçek var:
Bu kent artık sahip olduğu değerleri başkalarının işlemesini izlemek istemiyor.
Fıstık burada yetişiyorsa burada işlenmesini istiyor.
Bal burada üretiliyorsa burada markalaşmasını istiyor.
Bıttım burada yetişiyorsa katma değerli ürünlere burada dönüşmesini istiyor.
OSB varsa orada fabrikaların yükselmesini istiyor.
Genç varsa genç için iş istiyor.
Yatırımcı varsa yatırımının büyümesini istiyor.
Giden yatırımcı varsa neden gittiğinin sorgulanmasını ve uygun şartlar oluştuğunda geri dönmesini istiyor.
Hayrettin Dalğıç’ın 27 projelik vizyonunun ve sahadaki seçim çalışmasının merkezinde de bu düşünce bulunuyor.
74 kişilik ekibin sahaya çıkması, sivil toplumdan ve iş dünyasından aldığı destek, üyelerle yüz yüze kurulan temaslar ve seçim bürosundaki hareketlilik, bu söylemin yalnızca kâğıt üzerinde kalmadığını gösteren unsurlar.
Şimdi mesele bunu kalıcı bir ekonomik programa dönüştürebilmek.
Çünkü Siirt’in ihtiyacı yalnızca yeni bir yatırım haberi değil.
Kendi ürününü kendi kentinde işleyen, kendi markasını oluşturan, kendi gençlerine istihdam sağlayan ve yatırımcısına “burada yalnız değilsin” diyebilen bir ekonomik düzen.
Belki de Siirt’in yıllardır beklediği temel değişim tam olarak budur:
Fıstık tarlalarının arasındaki OSB’den, fabrika bacalarının yükseldiği OSB’ye geçmek.
Ve bunu yaparken de Siirt’in kendi insanına, kendi yatırımcısına ve kendi değerlerine sahip çıkmak.
Çünkü Siirt’in artık başkalarının yatırımını bekleyen değil, kendi potansiyelini harekete geçiren bir kent olması gerekiyor.
