VEYSİ POLAT
Bir anne, çocuğuyla birlikte çöpün başında yiyecek arıyor.
Belki de bu görüntüyü anlatmak için bundan daha fazla cümleye ihtiyaç yok.
Çünkü bir annenin, çocuğunun karnını doyurabilmek için çöp konteynerinin yanında yiyecek araması, içinde yaşadığımız ekonomik tabloyu anlatan onlarca istatistikten çok daha çarpıcı.
Görüntüler Diyarbakır’ın merkezinde, Yenişehir Belediyesi’nin hemen yanı başındaki bir sokakta kaydedildi.
Kadın, çocuğuyla birlikte çöpün yanında uzun süre yiyecek aradı.
Çöpe atılanların arasında yenebilecek bir şeyler bulmaya çalıştı.
Küçük çocuk ise annesinin hemen yanında bekledi.
Kent kendi telaşı içerisinde akıp giderken onlar, çöpe bırakılanların arasında bir sonraki öğünün peşindeydi.
Bir tarafta insanların işe yetişmek için koşturduğu, araçların gelip geçtiği, dükkanların açıldığı bir şehir hayatı…
Diğer tarafta ise o hayatın kıyısında kalmış bir anne ve çocuk.
İnsan bazen böyle görüntüler karşısında ne söyleyeceğini bilemiyor.
Çünkü yoksulluğu anlatmak için kullanılan kelimeler, yoksulluğun kendisi kadar ağır gelmiyor artık.
Yoksulluk, rakamlardan çıkıp sokağa indi.
Diyarbakır’da bunu görmek için uzun araştırmalara, istatistik tablolarına ya da raporlara bakmaya gerek yok.
Bir pazar yerinin kapanışında, bir fırının önünde, bir yardım kuyruğunda ya da bir çöp konteynerinin yanında karşınıza çıkabiliyor.
Üstelik mesele yalnızca Diyarbakır’ın meselesi de değil.
Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca insan artan hayat pahalılığı karşısında ayakta kalmaya çalışıyor.
Emeklinin, asgari ücretlinin, işsizin, dar gelirlinin ve düzenli bir geliri olmayanların hayatı her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Ev kirası, mutfak masrafı, faturalar ve çocukların ihtiyaçları arasında sıkışan aileler, ayın sonunu getirebilmenin hesabını yapıyor.
Bir zamanlar olağanüstü görünen görüntüler, bugün giderek daha fazla karşımıza çıkıyor.
Ve belki de en tehlikeli olanı, yoksulluğun kendisinden önce ona alışıyor olmamız.
Çöpte yiyecek arayan birini gördüğümüzde birkaç saniye bakıp yolumuza devam etmek, yoksulluğu ortadan kaldırmıyor.
Sadece onu görünmez hale getiriyor.
Oysa bu kadın ve çocuğun görüntüsü görünmez olmamalı.
Kim olduklarını bilmiyoruz.
İsimlerini, yaşadıkları evi, geçimlerini nasıl sağladıklarını ya da onları çöpün başına getiren hikayeyi de…
Fakat hikayelerinin tamamını bilmemize de gerek yok.
Çünkü bir annenin çocuğuyla birlikte yiyecek aramak zorunda kalması, zaten başlı başına bir hikaye.
Daha da önemlisi, bu görüntünün bir belediyenin hemen yanı başında ortaya çıkması insanın zihninde ayrı bir soru bırakıyor.
Kamu kurumlarının, siyasetin, yerel yönetimlerin ve toplumun yoksullukla mücadeleyi konuştuğu bir ülkede, yoksulluğun birkaç metre ötemizde yaşanıyor olması nasıl açıklanabilir?
Şehir büyüyor, binalar yükseliyor, yollar genişliyor.
Yeni projeler, yeni yatırımlar, yeni yaşam alanları konuşuluyor.
Ama bütün bu büyümenin arasında bazı insanlar hala bir sonraki öğünün hesabını yapıyor.
İşte bu yüzden bu görüntü yalnızca bir anne ile çocuğun görüntüsü değil.
Diyarbakır’ın, Türkiye’nin ve giderek ağırlaşan geçim sıkıntısının sessiz bir fotoğrafı.
