Ekoabori

Bir kahramanın ardından: Hafız Akdemir

Hafız Akdemir, geride bıraktığı haberlerde, mücadelede, hakikat arayışında ve onu unutmayanların hafızasında yaşamaya devam ediyor.

VEYSİ POLAT

Türkiye’nin yakın tarihi birçok karanlık sayfa barındırıyor.

Ancak 1990’lı yıllar, aradan geçen onca zamana rağmen hala en fazla konuşulan, en az aydınlatılan ve en çok yüzleşilmesi gereken dönemlerden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Özellikle Kürt coğrafyasında yaşayanlar için o yıllar, yalnızca bir takvim aralığını ifade etmiyor.

Her gün yeni bir ölüm haberinin geldiği, insanların güpegündüz kaçırıldığı, faili meçhul cinayetlerin sıradanlaştığı, köylerin boşaltıldığı, evlerin yakıldığı, milyonlarca insanın yerinden edildiği bir dönemin adıydı.

Bir kısmı doğup büyüdüğü toprakları terk ederek Adana’ya, Mersin’e, İzmir’e, İstanbul’a göç etti.

Gittikleri yerlerde yeni hayatlar kurmaya çalıştılar.

Geride kalanlar ise yoklukla, baskıyla ve belirsizlikle mücadele ederek yaşamlarını yeniden inşa etmeye çalıştı.

O yıllarda herkesin anlatacak bir hikâyesi vardı; kaybedilenlerin de hayatta kalabilenlerin de…

Bu hikayelerin en önemli tanıkları ise gazetecilerdi.

Çünkü onlar yalnızca haber peşinde koşmuyor, aynı zamanda tarihe not düşüyorlardı.

Görülmek istenmeyeni görünür kılıyor, duyulmak istenmeyeni duyuruyor, yaşananları kayıt altına alıyorlardı.

Bu yüzden de çoğu zaman ilk hedef haline geliyorlardı.

Dayım Hafız Akdemir de o gazetecilerden biriydi.

1965 yılında Diyarbakır’ın Yolçatı (Sisê) Köyü’nde dünyaya geldi.

Çocukluğu köy ile kent arasında geçti.

1970’li yılların siyasal atmosferi, ardından gelen 12 Eylül darbesi ve ailesinin yaşadığı ağır travmalar onun hayatının yönünü belirledi.

Özellikle ağabeyi Baki Akdemir’in gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamaması, onun için yalnızca bir aile acısı değil, aynı zamanda bir dönüm noktasıydı.

1984 yılında tutuklandı.

Diyarbakır Cezaevi’nin karanlık koridorlarından geçti.

Yıllarını cezaevlerinde geçirdi.

Ancak yaşadığı tüm baskılar onu sessizliğe değil, gerçeğin peşine düşmeye yöneltti.

1991 yılında tahliye olduğunda bölge adeta bir ateş çemberinin içindeydi.

Köy boşaltmaların, zorla kaybetmelerin, siyasi cinayetlerin ve ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir dönemdi.

İşte tam da bu atmosferde gazeteciliğe başladı.

Yeni Ülke Gazetesi’nde çalıştı.

Daha sonra Özgür Gündem’in Diyarbakır muhabiri olarak görev yaptı.

Yazdı, fotoğrafladı, belgeledi.

Bölgede yaşanan insan hakları ihlallerini kamuoyuna duyurmaya çalıştı.

Gazeteciliğin gerçekten “ateşten gömlek” olduğu yıllarda kalemini halkın yaşadığı zorlukları anlatmak için kullandı.

Ama 8 Haziran 1992 sabahı, o kalem susturulmak istendi.

Henüz 27 yaşındaydı.

O sabah yanında ben vardım.

16 yaşında bir genç olarak aynı evi paylaşıyor, her gün birlikte işe gidip geliyorduk.

Tarihi Sur’un dar sokaklarından geçerek Tekkapı’daki gazete bürosuna yürüyorduk.

Saatler 08.25’i gösterdiğinde silah sesleri yükseldi.

Hafız, gözlerimin önünde yere yığıldı.

Aradan geçen yıllara rağmen o an hafızamda bütün canlılığıyla duruyor.

Şehadetiyle sadece bir insanı kaybetmedik.

Ailemizin en zekisini, en duyarlısını, en mücadelecisini, hakikatin peşinde koşan bir gazeteciyi kaybettik.

Daha acısı ise sonrasında yaşandı.

Türkiye’nin birçok faili meçhul dosyasında olduğu gibi bu cinayette de adalet tam anlamıyla tecelli etmedi.

Yıllar sonra yakalandığı söylenen sanık hakkında yürütülen süreç, gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasına hizmet etmedi.

Olayın tek görgü tanığı olmama rağmen bir kez olsun mahkemeye çağrılmadım.

Cinayetin arkasındaki ilişkiler ağı araştırılmadı.

Sorular cevapsız bırakıldı.

Bugün Hafız Akdemir’in ölümünün üzerinden 34 yıl geçti.

Ancak mesele yalnızca bir gazeteciyi anmak değil.

Mesele, 1990’lı yıllarla yüzleşmek.

Mesele, faili meçhul cinayetlerin üzerindeki sis perdesini kaldırmak.

Mesele, cezasızlığın sıradanlaştığı bir ülkede adalet talebini canlı tutmak.

Ve mesele, gerçekleri yazdığı için öldürülen gazetecilerin hikâyelerini unutturmamak.

Çünkü bazı insanlar öldükten sonra da yaşamaya devam eder.

Hafız Akdemir, geride bıraktığı haberlerde, mücadelede, hakikat arayışında ve onu unutmayanların hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Bize düşen ise uğruna mücadele ettiği gerçeklerin peşini bırakmamaktır.

Büyük bir özlemle, ama aynı zamanda eksilmeyen bir adalet arayışıyla…

Ekoabori