Ekoabori

Kezî’den Apê Musa’nın Kürtçe ıslığına: Değişmeyen devlet refleksi!

VEYSİ POLAT

Yıl, 1943.

Yer, İstanbul.

Dicle Talebe Yurdu’nun Müdürü Musa Anter, yani Apê Musa, Kürtçe ıslık çal…

VEYSİ POLAT

Yıl, 1943.

Yer, İstanbul.

Dicle Talebe Yurdu’nun Müdürü Musa Anter, yani Apê Musa, Kürtçe ıslık çaldığı gerekçesiyle siyasi şubeye çağrılır.

Sorgu değildir bu; bir “terbiye” seansıdır.

Tekme tokat, küfürle, hakaretle süslenmiş bir devlet refleksi.

“Bu kadar güzel Türkçe plak varken ne bok yemeye Kürtçe ıslık çalıyorsunuz?” diye bağıran komiserin sesi, yalnızca bir dönemin değil, bir zihniyetin sesidir.

Apê Musa bu hikâyeyi ‘Hatıralarım’ adlı kitabında anlatırken aslında şunu not düşer tarihe:

“Kürt olmak, bazen bir silah değildir; bazen bir kelime, bazen bir ıslık, bazen yalnızca var olma biçimidir. Ama her durumda cezaya yeterlidir.”

Aradan 80 yıl geçti.

Mekân değişti, üniforma değişti, yöntem değişti.

Ama refleks aynı kaldı.

Bugün TFF ve PFDK eliyle Amedspor’a kesilen cezaya bakıyoruz:

Tribünde atılan Kürtçe slogan “ideolojik propaganda”,

Bir futbolcunun gol sonrası saçını örmeyi temsilen yaptığı jest suç delili,

“Kezî” disiplin dosyası konusu.

Soruyu sormak artık bir hak değil, zorunluluk:

Ne zamandan beri bir saç örgüsü tehdit sayılıyor?

Ne zamandan beri bir beden hareketi, bir kültürel sembol “devlet güvenliği” meselesi oldu?

Cevap basit ama ağır:

Ne zamandan beri Kürtler kamusal alanda görünür olmaya başladıysa.

Çünkü bu ülkede çifte standardın adı konulmamış bir yasadır.

Bursaspor maçında tribünlerde “beyaz toros” posterleri açıldığında,

90’ların faili meçhul cinayetlerinin sembolleri sergilendiğinde,

JİTEM tetikçisi Mahmut Yıldırım’ın ismi ve fotoğrafları dolaşıma sokulduğunda,

Federasyonun refleksi suskunluktu.

Beyaz Toros serbestti.

Yeşil serbestti.

Ölüm, kaybetme, infaz çağrışımı serbestti.

Ama Kezî yasaktı.

Apê Musa’yı döven komiserle, bugün Amedspor’u cezalandıran zihniyet arasında tarihsel bir kopuş yoktur.

O gün Kürtçe ıslık “ihanet”ti, bugün saç örgüsü “ideolojik propaganda.”

Araçlar değişti, dosya numaraları değişti, kurul adları değişti.

Ama suç aynı kaldı: Kürt olmak.

Üstelik bu tablo, “çözüm”, “normalleşme”, “diyalog” söylemlerinin dolaşımda olduğu bir dönemde karşımıza çıkıyor.

Rojava konusunda diplomatik temaslar yürütülürken, Kürtlerin sloganı hâlâ kriminalize ediliyorsa, ortada büyük bir samimiyet krizi vardır.

TFF’nin verdiği ceza hukuki değildir; refleksiftir.

Eşit yurttaşlıkla yazılmamıştır; tahammülsüzlükle yazılmıştır.

Futbolu düzenlemek için değil, kimliği hizaya sokmak için verilmiştir.

Ve artık şunu açıkça söylemek gerekiyor:

Federasyonun gözünde Amedspor bir spor kulübü değil, Kürtlerin kamusal alandaki varlığının turnusol kâğıdıdır.

Her ceza, bir kulübe değil, bir halka kesilmektedir.

Mesaj nettir: “Hâlâ misafirsiniz.”

Ama tarih bize şunu defalarca gösterdi:

Islık susturularak bitmedi.

Saç örgüsü kesilerek yok olmadı.

Kimlik cezayla bastırılmadı.

Apê Musa’yı dövdüler, ama Kürtçe susturulmadı.

Bugün Kezî’yi cezalandırıyorlar, ama hafıza silinmiyor.

Sorun Amedspor değil.

Sorun bir saç örgüsü değil.

Sorun, Kürtlerin bu ülkede kendileri olarak var olmasının hâlâ “fazla” görülmesidir.

Ve bu bakış açısı değişmeden,

Ne futbol sahası barış alanı olur,

Ne de kurulan masalar gerçekten çözüm masası.

Ekoabori