Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Sağlığa bir hekim gerek!

AK Parti yıllarca “sağlıkta devrim” söylemiyle övündü. Şehir hastaneleri, e-nabız, MHRS derken, sistemin dijitalleştirilmesi “çağın gereği” diye lanse edildi. Ancak bugün Diyarbakır’da herhangi bir devlet hastanesine yolu düşen herkes aynı gerçekle yüzleşiyor: Bu sistem işlemiyor. Ve işler gibi gösterilmeye çalışıldıkça, yurttaşın sağlığı daha da bozuluyor.

Sağlığa bir hekim gerek!
  • 8 Ağustos 2025 18:49

ŞERİFE DENİZ BULUT

AK Parti yıllarca “sağlıkta devrim” söylemiyle övündü. Şehir hastaneleri, e-nabız, MHRS derken, sistemin dijitalleştirilmesi “çağın gereği” diye lanse edildi. Ancak bugün Diyarbakır’da herhangi bir devlet hastanesine yolu düşen herkes aynı gerçekle yüzleşiyor: Bu sistem işlemiyor. Ve işler gibi gösterilmeye çalışıldıkça, yurttaşın sağlığı daha da bozuluyor.

Diyarbakır, bölgenin sağlık üssü gibi tanıtılsa da gerçekte hastaneler kırmızı alarm veriyor. Yazın kavurucu sıcaklarında artan ishal, halsizlik ve kalp rahatsızlıklarıyla hastaneye başvuran yurttaşlar, sağlık hizmetine erişememenin getirdiği ikinci bir çöküş yaşıyor. MHRS üzerinden randevu almak adeta piyango: Açılan her yeni güne saniyeler içinde dolan kısıtlı kontenjanlar, hastaları değil, uygulamaya alışkın olanları veya özel yazılım kullananları görüyor. Sistem vatandaşa değil, algoritmaya hizmet ediyor.
Hastanelere sabah erkenden giden bir hasta, önce sıra bekliyor. Ardından sıra numarası bekliyor. Muayene bitince tahlil kuyruğuna giriyor. Tahlil sonuçları için ikinci bir gün daha hastaneye gitmek zorunda kalıyor. Ama yetmiyor, doktor sonuçları görüp bir tetkik daha istiyor. Bu kez ultrason. En erken 2 hafta, MR için ise 1 aya gün veriliyor. Bu süreçte hasta ne işe gidebiliyor, ne de gündelik yaşamına odaklanabiliyor. Çünkü hastanede şifa ararken sistemin çarkında daha çok yoruluyor.

Sağlık çalışanları da şikayetçi. Ne doğru düzgün dinlenebiliyorlar ne de hastaya gerektiği gibi zaman ayırabiliyorlar. Doktor başına düşen hasta sayısı yüksek. Asistanlar yoğunluktan nöbet üstüne nöbet tutuyor. Hastane koridorları sabırsızlıkla bekleyen, sesini duyurmaya çalışan insanlarla dolu. Güvenlik görevlileriyle hastalar arasında sürekli gerilim yaşanıyor. Çünkü sistemin yükü, en alttakilere bindirilmiş durumda.
Kimi doktor bir poliklinikte günde 80 hastaya bakmak zorunda kalıyor. Bu sayı bazı bölümlerde 100’ü aşıyor. Her hastaya 5 dakika bile ayıramadan, teşhis koymak, derdini anlamak mümkün mü?

Hastaneler artık tedavi yeri değil, sabır testi mekânına dönmüş durumda. İnsanlar artık “muayene olamıyorum” demiyor, “sıra bulursam sevinirim” diyor. Tahlil sonuçlarını görmek bile bir şansa kalmış. Hasta olan insan, devletin sağlık sistemine güvenerek başvurduğunda daha da hasta oluyor.
Ya psikolojisi çöküyor ya da hastalığı ilerliyor.
Özel hastaneler mi? Onlar artık emeklilerin maaşını yutan birer döngü. Sosyal güvenlik kurumu anlaşmaları bile vatandaşın cebini yakıyor. Parası olan, kısa sürede şifa buluyor. Olmayan ise kamu hastanelerinin karmaşasında aylarca çözüm arıyor.
Sağlık bir haktır. Lütuf değil. Kimsenin telefon ekranına kilitlenip boş kontenjan kovalamaya mecbur bırakılmadığı bir düzen, olması gerekenin ta kendisidir. Diyarbakır’da sağlık sistemi sadece işlemiyor değil, hastayı tüketiyor.
Sayın yetkililer, “devrim” diye anlattığınız sağlık sistemi, buradan bakınca yıkım gibi görünüyor. Şimdi yapılması gereken, halkın gerçek ihtiyaçlarına kulak vermek. Doktorun, hemşirenin, temizlik personelinin, hastanın, hasta yakınının sesini duymak.
Çünkü bu böyle gitmez.

Diyarbakır’dan yükselen bu çığlık duyulmazsa, sağlıksızlığın bedelini bir toplum olarak hepimiz çok daha ağır ödeyeceğiz.