Cilo Kamp Günlüğü « Ekoabori

Cilo Kamp Günlüğü

Bu haber 27 Temmuz 2020 - 20:28 'de eklendi ve kez görüntülendi.

DEVRİM ÇAKMAKÇI

İlk kamp deneyimim için, gezgin arkadaşımla birlikte sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Van’dan Cilo’ya doğru yola çıktık…
Heyecanlıyız :))
Nasıl bir maceranın bizi beklediğini bilmiyoruz.
Ama, muhteşem bir doğanın ve buram buram özgürlük kokan geçit vermez dağların bizi beklediğinin farkındayız.
Van’ı geçip Yüksekova yoluna giriyoruz.


Önümüze çıkan ilk ilçe Gürpınar… Ağır ağır ilerliyoruz. Bir süre sonra, sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş Hoşap Kalesi karşılıyor bizi. Tek kelime ile muhteşem bir yapı. Hoşap Kalesi’nin hemen dibinde salaş bir çay ocağında kaçak çay, otlu peynir ve yöreye ait bir ekmek çeşidiyle sade ama, çok leziz bir kahvaltı yapıyoruz.
Devam ediyoruz…
Sırada, Van’ın şirin ilçelerinden bir olan Başkale var…
Aheste aheste ilerliyoruz.
Yüksekova girişinde rehberimiz karşılıyor bizi.
Renkli bir kişilik, kıyafeti de öyle…


Yola kendi özel aracımızla devam ediyoruz. Rehberimiz ve yeğeni de bizim arabaya biniyor. Tura katılacaklar farklı araçlarla yola çıkmıştı, Cilo Sat göllerinde buluşacağız…
Yol üzerinde muhteşem bir sazlık… Daha önceleri kuş cennetiymiş ama , kısa bir süre önce sazlığın ortasına yapılan yol tam bir facia !!!
Yuvaları zarar gören kuşlar terketmiş sazlığı…


Ve muhteşem kelimesinin yetersiz kalacağı Avaşin Vadisi’ne giriyoruz… ‘Kuş uçmaz kervan geçmez’ dedikleri durum bu olsa gerek…
Yollar sakin.
Heyecanımız artıyor..
Ağaçlar, kuşlar, börtü-böcekler sanki dile gelmiş konuşmak istiyor.
Her yer buram buram huzur kokuyor.
Durup havayı içimize çekiyoruz. Ağaçların, taşların dili olsa da konuşsa.
Bu vadide Yaşanmış destansı hikayeleri düşünüyorum…
Avaşin Vadisi, ilerledikçe içine çekiyor bizi. Ağaçlar kapatıyor semayı , gökyüzü görünmez oluyor.
“Mavidir Avaşin’in suyu” sözüne tanıklık ediyoruz. Avaşin süzüle süzüle akıyor. Tanıklık ettiği onca hikayenin ağırlığı var sanki… Mağrur ve bir o kadar da gözyaşı barındırıyor bağrında.
Vadi boyunca ilerlemeye devam ediyoruz.
Şitazın (yeşiltaş) Köyü’ne ulaşıyoruz.
Kimliklerimiz alınıyor. Yarım saat süren kimlik kontrolü!!!
Başka bir ülkeye geçiyormuşuz duygusu yaşıyoruz.
Kimliklerimizi aldıktan sonra, tırmanışa geçiyoruz. Şitazın Köyü’nü geçtikten sonra Cilo Sat göllerine giden toprak yola giriyoruz. Asfalt yok artık. Sağımız ve solumuz sarp kayalıklarla kaplı. Bulunduğumuz rakım 1400, ulaşmak istediğimiz rakım ise 3300…
Tırmandıkça, aracımız zorlanmaya ve kaymaya başlıyor. Onlarca denememize rağmen dik bir yokuşta takıldık ve çıkamadık. Arabamızı yol inşaatı yapan bir firmanın şantiyesine çekip beklemeye başladık…
Rehbere yola nasıl devam edeceğimizi soruyoruz. Geçen araçlara, otostop yaparak yolumuza devam edeceğimizi belirtiyor.
Ama, bu ciddi bir sorun…
Çünkü, araç geçmiyor. Tek tük kamyon geçiyor. Onlarda askeriyeye yiyecek malzemesi taşıyan araçlar olduğu için almak istemiyorlar.
Bekleyişimiz sürüyor.
Art arda iki kamyon geliyor. Rehberimiz araçlardan birini durdurarak, bizi tepeye kadar alıp alamayacağını soruyor; biri aksi, kesinlikle almayacağını söylüyor. Diğer şoför ise yardımcı olacağını, tepeye kadar götüreceğini söylüyor. Ben ve arkadaşım şoförün yanına rehber ve yeğeni de arka tarafa bindi ve yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik.


Sağ tarafımızda Cilo dağları; Cilo (Reşko) dağının 4168 rakımla bölgenin 2. Yüksek dağı olduğunu kamyon şoföründen öğreniyoruz. Şoför Yüksekovalı, Diyarbakırlı olduğumuzu söyleyince daha sıcak ve ilgili yaklaşmaya başladı.
Kamyon yolculuğumuz zirvede son buldu.
Bizi bıraktığı yerden, aracımız olmadığı İçin yürümeye devam edeceğiz. Bir buçuk saatlik yolumuz var.
Biraz yürüdükten sonra, göller görünmeye başladı…
Yorucu bir yolculuktan sonra sat göllerine ulaştık. Küçük bir kalabalık Kürtçe türküler eşliğinde halay çekiyordu.
Zaman kaybetmeden suya girip yüzmeye başladık.
Hayatımda ilk defa bir buzul göl de yüzmenin mutluluğunu yaşadım.
Etrafta hiç ağaç yoktu, sadece yabani otlar, yabani çiçekler vardı. Rakım yüksek olduğu için ağaç yetişmiyormuş.

 


Akşama doğru, gölün diğer tarafına geçip, çadırımız için yer aradık. Çadırımızı kurduktan sonra, köz ateşte pişen güvecimizi yedik.
Hava soğumaya başladı. Yıldızlar altında kaçak çayın tadına doyum olmuyor… Kaçak çaya, Emrah arkadaşın sazı ve sözü eşlik ediyor.
Ay ışığı ve yıldızlar altında özgürlük şarkıları söylüyoruz. Mekanın gerçek sahipleri Cilo’nun her yerinde… Bunu, iliklerimize kadar hissediyoruz.

İlerleyen saatler de çadırlarımıza geçiyoruz. Haziran’ın son günleri olmasına rağmen hava oldukça soğuk. Gece soğuktan titrediğimi hatırlıyorum. Rakım 3300… Uykumu alamadım.


Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kalktık. Murat, gölün serin sularında yüzdükten sonra sol tarafımızda ki tepeye tırmanmaya başlamıştı..
Bende peşinden gittim. Zor bir parkur değildi ama, tırmandığımız bölüm kayalık değil çakıl taşlarıyla kaplıydı. Zaman zaman kayma tehlikesi yaşadık.
Biraz zor oldu ama tırmanmayı başardık. Zirveden göllere bakmak çok güzel bir duyguydu. Tepenin arka tarafında ki gölleri de görme imkanımız oldu. İnişimiz daha kolaydı. Kurt gibi acıkmıştık. Kahvaltımız hazırdı. Sağolsun arkadaşlar, güzel bir kahvaltı hazırlamışlardı.
Kahvaltıdan sonra dönüş hazırlıklarına başladık. Çadırlarımızı topladık. Mıntıka temizliğimizi yaptık. Mezopotamya’nın bu cennet köşesinden ayrılmak istemiyordum.
Umarım, özgür yarınlarda buzul göllerinin etrafında hep birlikte özgürlük halayına duracağız…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.