
VEYSİ POLAT Bir şehir vardır; tarihiyle övünmez, tarihiyle hesap sorar. Diyarbakır, tam da böyledir. On iki bin yıllık bir geçmişten söz ediyoruz. Otuz üç medeniyetin izini taşıyan, Mezopotamya’nın kalbinde duran, insanlık tarihinin en kadim duraklarından bir kentten… Surlarıyla UNESCO mirası olan, Hevsel Bahçeleri’yle uygarlıkların bereketini bugüne taşıyan, Ulu Camii, İç Kale, Ongözlü Köprü gibi simgeleriyle […]
VEYSİ POLAT
Bir şehir vardır; tarihiyle övünmez, tarihiyle hesap sorar.
Diyarbakır, tam da böyledir.
On iki bin yıllık bir geçmişten söz ediyoruz.
Otuz üç medeniyetin izini taşıyan, Mezopotamya’nın kalbinde duran, insanlık tarihinin en kadim duraklarından bir kentten…
Surlarıyla UNESCO mirası olan, Hevsel Bahçeleri’yle uygarlıkların bereketini bugüne taşıyan, Ulu Camii, İç Kale, Ongözlü Köprü gibi simgeleriyle yaşayan bir belleği temsil eden bir şehirden.
Ama bugün bu belleğin üzeri örtülüyor.
İç Kale’deki müzeler, Diyarbakır’ın tarihini bütünlüklü biçimde anlatmıyor; seçiyor, ayıklıyor, daraltıyor.
Sergilenen birkaç vitrinle bu kentin hikâyesinin anlatıldığı sanılıyor.
Oysa aynı kentte, sayıları 30 bini aşan arkeolojik buluntu depolarda tutuluyor.
Soru açık ve nettir:
Bu eserler neden halktan saklanıyor?
Hangi dönemler, hangi izler görünmez kılınıyor?
Diyarbakır’ın hangi yüzü rahatsız ediyor?
Turizm artıyor, kentte hareketlilik var diye kimse bu soruları sormuyor.
Oysa mesele turizm değil; mesele hafıza.
Turizm vitrin ister, hafıza ise cesaret.
Diyarbakır’ın tarihi, broşürlere sığdırılarak, steril anlatılarla, “sorunsuz” bir geçmiş kurgulanarak aktarılamaz.
Burada yaşanan şey basit bir müzecilik eksikliği değildir.
Bu açık bir hafıza politikasıdır.
Diyarbakır’ın tarihi, yüzyıllardır iktidarları rahatsız eden bir tarihtir.
Çok dillidir, çok inançlıdır, çok kimliklidir.
Bu yüzden ya bastırılır ya da parçalanarak anlatılır.
Bugün İç Kale’de yapılan tam olarak budur.
Kent müzesi ihtiyacı yıllardır dile getiriliyor.
Elbette bu adım önemlidir.
Ancak mevcut müzelerde bu kadar büyük bir karartma varken, yeni bir müzenin neyi değiştireceği sorusu ortada duruyor.
Kent müzesi, eğer bu anlayışla kurulacaksa, yeni bir bina olmaktan öteye geçemez.
Çünkü kent müzesi dediğiniz şey; yalnızca taş ve çömlek sergilemez.
O müze; bu kentin Kürt kültürünü, Ermeni ve Süryani hafızasını, dengbêjlerin sözünü, edebiyatını, acılarını, direnişlerini ve yüzleşilmeyen tarihini anlatır.
Anlatmıyorsa, eksiktir.
Dahası, politiktir.
Gaziantep müzecilikte örnek gösteriliyorsa, Diyarbakır’ın geri kalmasının nedeni imkânsızlık değildir.
İrade eksikliğidir.
Çünkü Diyarbakır yalnızca bir kent değil, bir uygarlık atlasıdır.
Her taşı tanıktır, her sokağı hafızadır.
İç Kale’deki müze yönetimlerine açıkça soruyoruz:
Depolarda bekletilen on binlerce eser ne zaman gün yüzüne çıkacak?
Bu kentin tarihini kim, hangi yetkiyle parçalıyor?
Hangi hafıza korunuyor, hangisi sistemli biçimde bastırılıyor?
Bu sorular cevapsız bırakılamaz.
Çünkü Diyarbakır’ın tarihi, birkaç yöneticinin tasarrufuna bırakılacak bir miras değildir.
Bu tarih, bu kentte yaşayanların ortak hakkıdır.
Bu kentin tarihine sahip çıkmak, yalnızca akademisyenlerin ya da müze çalışanlarının görevi değildir. Bu, bu şehirde yaşayan herkesin sorumluluğudur.
Kültür, tarih ve hafıza alanında çalışan tüm kurumlar; bu sessizliğe daha fazla ortak olmayın!
Depolarda tutulan eserleri sorun, müze politikalarını sorgulayın, kamuoyunu bilgilendirin.
Diyarbakır’ın hafızası, kapalı kapılar ardında yönetilemez.
Bu şehir, unutmayı değil hatırlamayı dayatır.
Diyarbakır Mezopotamya’nın kalbidir.
Ve hiçbir kalp, kilit altında atmaya zorlanamaz.
Bu kentin kültürünü saklayamazsınız.
Bu hafızayı depolara hapsedemezsiniz.
Diyarbakır’ın tarihi, er ya da geç, bütün ağırlığıyla konuşur.
Şam’da Rojava çıkmazı: Mazlum Abdi, Şara ile görüşmeyi yarıda kesti19 Ocak 202622:50 DEM Parti’den olağanüstü karar: Sınıra gidiyorlar19 Ocak 202622:37 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi: Karla mücadele devam ediyor19 Ocak 202609:39 Diyarbakır’ı kar vurdu; Sur Belediyesi gün doğmadan sahaya indi19 Ocak 202609:00 Diyarbakır Havalimanı’nda iniş yok, ihmal var!18 Ocak 202620:59