Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Diyarbakır’ın bilinmeyen ikinci Sur’u

2015 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Diyarbakır Surları’nın dışında kentte inşa edilen başka bir yapının daha olduğunu biliyor muydunuz? Tarihi Milat’tan Önce’ye binlerce yıla dayanan ve ilk olarak Hurri-Mittaniler tarafından inşa edilen, Bizans İmparatoru ll. Constantinious tarafından son şekli verilen ve günümüzde kısmen tahrip edilse bile ayakta olan Diyarbakır Surlarını çevreleyen ikinci bir Sur’un […]

Diyarbakır’ın bilinmeyen ikinci Sur’u
  • 28 Şubat 2024 23:26
  • 9 Nisan 2024 00:56

2015 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınan Diyarbakır Surları’nın dışında kentte inşa edilen başka bir yapının daha olduğunu biliyor muydunuz?

Tarihi Milat’tan Önce’ye binlerce yıla dayanan ve ilk olarak Hurri-Mittaniler tarafından inşa edilen, Bizans İmparatoru ll. Constantinious tarafından son şekli verilen ve günümüzde kısmen tahrip edilse bile ayakta olan Diyarbakır Surlarını çevreleyen ikinci bir Sur’un olduğundan çoğu kişi habersiz. Kalıntılarına yer yer rastlanan Diyarbakır’ın ikinci Sur’u, kentin 1232 yılında Eyyübiler tarafından işgal edilmesinden sonra yıkıldı. Taşları ise işgal sırasında asıl Sur’un yıkılmış kısımlarında ve konut yapımında kullanıldı.

Diyarbakır’daki ilk yerleşim, bugünkü İç Kale mevkiinde Amida Höyük’te oldu. Sarp ve müstahkem konumda olması nedeniyle savunma kolaylığı sağlayan ve zaman içinde nüfusu yoğunlaşarak genişleme sürecine giren bu yerleşimde ilk kalenin M.Ö. 3000 yıllarında bölgeye egemen olan Hurri/Mitanniler tarafından inşa edildiği biliniyor. Ardından kent, Asurlular, Medler, Selevkoslar, Partlar, Bizanslılar, gibi medeniyetlerin egemenlikleri altına girdi. Milat’tan Sonra, 7. yüzyılın ilk yarısına kadar Bizans idaresi altında yaşayan Diyarbakır, 639’dan sonra da Araplar tarafından ele geçirildi.

SON HALİNİ BİZANSLILAR YAPTI

Zamanla bölgeye hakim olan medeniyetler, artan nüfus karşısında İç Kale dışına çıkarak, korunma amaçlı Sur’ları genişlettiler. Sur’ların en son hali, Bizanslılar tarafından M.S. 365-375 yılları arasında İmparator Constantius tarafından artan nüfus nedeniyle batıya doğru genişletilerek son şeklini aldı. Bizanslılar tarafından Sur’lar genişletilirken, aynı şekilde şimdiki Sur’un dışına güvenlik amacıyla ikinci bir Sur daha inşa edildi. Sırasıyla imparatorlar Valentianus ve Justinianus da Sur’ları onarırken, Sur’ların tahkimatı 6. yüzyılda imparator Anastasius döneminde tamamlandı.

İç Kale ile birlikte toplam uzunluğu 5 bin 800 metre olan Sur’lar, yüzyıllar boyu Diyarbakır’ı korudu. Sur’lar iki sıra halindeydi. İkinci Sur, bir anlamda koruma duvarı görevini görüyordu ve asıl Sur’ların 15-20 metre uzağına inşa edilmişti. Kente bir saldırı olması halinde, önce barikat görevi gören bu Sur’un aşılması gerekiyordu.

“DÜNYA’DA BÖYLE BİR KALE GÖRMEDİM”

Kürt Mervani hükümdarı Nasruddevle Ebu Nasr Ahmed zamanında 10 Aralık 1046’da Diyarbakır’a gelen İranlı ünlü şair ve seyyah Nâsır-ı Hüsrev, “Sefernâme” adlı eserinde kent hakkında şunları yazar: “… şehrin çevresinde kara taştan bir kale duvarı yapılmıştır. Yüz batmandan bin batman, hatta daha ağır koca taşları o kadar muntazam kesmişlerdir ki kireç ve harç konmaksızın bu taşları birbiri üstüne etmek suretiyle kaleyi yapmışlardı. Hisarın yüksekliği yirmi enliliği on kulaçtır. Her yüz arşında yarım dairesi seksen arşın tutan bir burç yapılmıştır, mazgalı da aynı taştandır. Şehrin içinden kalenin üstüne çıkmak için birçok yerlerde taş merdivenler vardır. Her burcun üstüne bir savaş yeri yapılmıştır.

“SUR DIŞINDA BİR SUR DAHA VARDIR”

Bu şehrin dört yanında dünyanın dört yanına açılmış dört kapısı vardır, kapıların hiçbirinde tahta  yoktur, hepsi demirdendir. Doğudakine Dicle Kapısı, batıdakine Rum Kapısı, kuzeydekine Ermen Kapısı, güneydekine Tell Kapısı derler. Bu Sur’un dışında bir Sur daha vardır. O da aynı taştan yapılmış, yüksekliği on arşındır. Bütün kale bedenlerinin üstünde mazgallar vardır. Mazgalın içinde tamamıyla silahlı bir adamın geçebileceği, durabileceği, kolayca savaşabileceği bir geçit yapılmıştır… Ben dünyanın dört bucağında Arap, Acem, Hint ve Türk memleketlerinde birçok kentler ve kaleler gördüm. Fakat yeryüzünde hiçbir ülkede Âmid kentinin kalesine benzer bir kale ne gördüm, ne de başka bir yerde bunun gibi bir kale gördüm diyeni duydum.”

Nâsır-ı Hüsrev, kitabında Amed’i bu şeklide tasvir ettikten sonra; kentin mazgallı korkulukları bulunan ikinci bir Sur’la daha çevrelendiğini, dış ve iç Sur’un kapıları arasında bir geçidin ve şehrin ortasında nereden geldiği bilinmeyen bir su olduğunu belirtir.

İKİNCİ SUR, EYYÜBİLER ZAMANINDA YIKILDI

Diyarbakır’ın asıl Sur’larını koruyan ikinci Sur, kenti ele geçiren Araplar tarafından yıkıldı. Kuşatılan Diyarbakır’ın 1 Ekim 1232 tarihinde Eyyübiler tarafından ele geçirilmesinin ardından Mısır Eyyübi hükümdarı El-Kâmil, kuşatma sırasında tahrip olan dış Sur’ları yıktırır. Yıkılan ikinci Sur’un taşları, ana Sur’un yıkılmış kısımlarının onarımında ve konut yapılında kullanıldı. Bu tarihten sonra kente hakim olan tüm yönetimler ikinci Sur’un onarımı için hiçbir girişimde bulunmadılar.

UNESCO tarafından 2015 yılında Dünya Kültür Mirası’na dahil edilen Diyarbakır Surlarının günümüze ulaşamayan ikinci Sur kalıntılarını günümüzde Hewsel bahçelerine bakan Sur’un kuzeydoğu ve kuzeybatısı ile Ben-u Sen’e bakan güney ve güneydoğu kesimlerinde görmek mümkün.