VEYSİ POLAT
Yeni yıla gireceğimiz son günde Diyarbakır’a lapa lapa kar yağıyor.
Takvimler değişmeye hazırlanırken, vitrinler ışıkla, ekranlar umut cümleleriyle doluyken; üç gündür süren kar yağışı, bu kentte yeni yılın neşesini değil, eski ve ağır bir gerçeği hatırlattı: Yoksulluk, mevsim tanımaz.
Soğuk, herkese aynı düşmez.
Kar, her eve aynı beyazlıkla girmez.
Bazıları için kar; çocukluğun masum bir hatırası, camdan izlenen bir manzara, sıcak bir odada içilen çayın buharıdır.
Sosyal medyada paylaşılan beyaz örtüler, kartpostal gibi karelerdir.
Ama yoksul için kar nostalji değildir.
Kar, donan ayaklardır.
Kar, sızlayan kemiklerdir.
Kar, gecenin üçünde sobaya atacak odun kalmadığında duyulan sessizliktir.
Diyarbakır’da kar yağdığında, önce yoksullar üşür.
Çatısı akan evler, tek göz odalar, naylonla kapatılmış pencereler, rutubet kokan duvarlar çıkar ortaya.
Elektrik faturası korkusuyla ısıtıcıyı açamayanlar, doğalgazın hayalini bile kuramayanlar vardır bu kentte.
Kar, onların hayatına estetik katmaz; yük bindirir.
Yeni yılın eşiğinde, kentin sokaklarında yürüyen herkes aynı takvimde ama aynı hayatın içinde değildir.
Bir yanda karın üstünde fotoğraf çektirenler, diğer yanda sabahın köründe işe yetişmeye çalışanlar.
Bir yanda sıcak evlerde yılbaşı sofraları, diğer yanda çocuklarını okula göndermeden önce “üşüme” diye tembihleyen anneler.
Kar, bu eşitsizliği örtmez; daha görünür kılar.
Üç gündür yağan kar, yalnız yolları değil, yoksulluğun haritasını da açtı önümüze.
Kırsalda kapanan yollar, kentte ulaşılamayan mahalleler, hastaneye gidemeyenler, işine varamayanlar…
Kar yağışı bir doğa olayıdır; ama yoksulluk politik bir meseledir.
Kar geçer, erir; yoksulluk kalır.
Diyarbakır’da her kış aynı sahne yaşanır.
Kar yağar, yoksulların hayatı biraz daha ağırlaşır.
Çünkü bu kentte yoksulluk tesadüf değil, süreklidir.
İşsizlik, güvencesizlik, derinleşen hayat pahalılığı, yıllardır çözülemeyen sosyal eşitsizlikler…
Kar sadece üstüne düşer. Beyaz bir örtü gibi ama soğuk ve sert.
Yeni yıl dilekleri genelde soyuttur: Mutluluk, sağlık, huzur…
Oysa bu kentin ihtiyacı soyut temenniler değil, somut adalettir.
Yoksul için yeni yıl, takvimin değişmesiyle başlamaz.
Yoksul için yeni yıl, evin ısınabildiği gün başlar.
Çocuğun ayakkabısının su almadığı sabahla başlar.
Faturanın korku olmaktan çıktığı ayla başlar.
Kar, herkese aynı sessizlikle yağar ama herkesi aynı sessizlikle bulmaz.
Kimi evlerde kahkaha vardır, kimi evlerde iç çekiş.
Kimi pencerelerden ışık sızar, kimilerinden soğuk.
Bu kentte kar, bir manzara değil, bir sınavdır.
Ve bu sınavdan her yıl aynı insanlar sınıfta kalır.
Yeni yıla girerken Diyarbakır’a kar yağdı.
Ama bilmek gerekir: Yoksula kar nostaljik yağmaz.
Yoksula kar, hayatın ne kadar zor olduğunu bir kez daha hatırlatır.
Belki de yeni yılın eşiğinde, beyaz örtünün altında kalan bu gerçeği görme zamanıdır.
Çünkü kar erir.
Ama yoksulluk, görmezden gelindikçe kalınlaşır.
