Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

DTK’dan çağrı: Aşı, toplumun öz savunmasıdır

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Sağlık Meclisi, vatandaşları aşı olmaya çağırdı. DTK tarafından yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Pandemi devam ediyor Temmuz sonu itibariyle vaka sayısı 200 milyona yaklaşırken can kaybı 4 milyon 232 binin üzerine çıktı. Türkiye’de 1 Temmuz itibariyle tekrar normalleşmeye geçildi, yeterli aşılama olmadan turizm ve ticaret kaygılarıyla atılan adımla tekrar […]

DTK’dan çağrı: Aşı, toplumun öz savunmasıdır
  • 9 Ağustos 2021 16:09

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Sağlık Meclisi, vatandaşları aşı olmaya çağırdı. DTK tarafından yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Pandemi devam ediyor Temmuz sonu itibariyle vaka sayısı 200 milyona yaklaşırken can kaybı 4 milyon 232 binin üzerine çıktı. Türkiye’de 1 Temmuz itibariyle tekrar normalleşmeye geçildi, yeterli aşılama olmadan turizm ve ticaret kaygılarıyla atılan adımla tekrar vaka ölüm sayılarının artmasıyla sonuçlanıyor. Nisan haziran boyunca azalış trendine giren virüs temmuz ayında tekrar yükselişe girdi. Aşılamanın yetersiz oluşu, delta varyantının hızla yayılması ve artan toplumsal hareketlilikle vaka sayıları 45 binlere yükselerek bazı bölgelerde sağlık sistemini tıkayacak noktaya ulaşmış durumda.

Salgınla mücadele de en etkili silahın aşı olduğu bilinen bir gerçekliktir. Ancak büyük ilaç şirketlerinin rekabet ve kar arayışı zengin ülkelerin aşı stoğu yapması aşının dünya halklarına adil ulaşımının önünde büyük engel teşkil etmektedir. Aşılar daha üretilmeden şirketlerle ön anlaşmalar yapıp nüfuslarından katbekat fazla aşıyı rezerve eden zengin ülkeler aşılamayı sürdürürken, yoksul ülkelerin çoğunda hala tek doz aşı bile yapılamadı. Üretilen Covid-19 aşısının yarıdan fazlasını dünya nüfusunun sadece yüzde 14’ünü oluşturan yüksek gelirli ülkeler satın aldılar. Sadece aşıyı geliştiren şirketlerin üretim kapasitesiyle dünyaya yeter sayı ve dozda aşı üretilmesi de mümkün görünmemektedir. Aşıda patent sözleşmeleri ucuz ve yaygın aşı üretimini engelliyor. Dünyanın çoğunluğu aşılanmadığı takdirde uzayan küresel salgın yeni varyantlarla insanlığı tehdit etmeye devam edecek. Ortaya çıkabilecek yeni varyantların ise mevcut aşıları işlevsiz bırakma durumu vardır.

Bu durumda hiçbir ülke güvende olmayacak. Dünya halkları güvende olmadan hiç kimse güvende olamayacak. Pandeminin geldiği durum ‘aşısızların pandemisi’ olarak tanımlanmaktadır, yani aşı olmayanlar daha çok hastalanmakta daha çok ölmektedir. Olaya ekonomik açıdan bakıldığında herkese aşı sağlanması için gereken para, COVID-19’un küresel ekonomik maliyetinin yüzde 0,59’unu oluşturuyor. Covid-19 aşısının sahibi sadece bu aşıyı geliştirenler değildir. Aşılar insanlığın ortak malıdır. Yılların biriktirdiği bilimsel bilginin, önceden geliştirilmiş aşılara ait birikimin, aşı geliştirme süreçlerinde büyük rolü vardır. Aşı üretiminde kullanılan bilgi birikiminin hemen tamamı, kamusal araştırma kurumlarında geliştirilmiştir. Örneğin aşı üreten şirketler Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (NIH) geliştirdiği spike protein teknolojisini kullandı. Bu yüzden aşıda patentin kaldırılmasını talep ederken sadece fikri mülkiyet hakkından feragat edilmesini değil, aynı zamanda aşının arkasındaki bilgi ve teknolojinin ortak paylaşıma sunulması da gerekir.

Sağlık hizmetlerinde temel öncelik halk sağlığı olmalıdır. Ancak şu an içinde bulunduğumuz tabloda, ne yazık ki halk sağlığının önünde kâr odaklı sağlık politikaları yer alıyor. Her gün yüzlerce insan aşı temin edilemediği ve eşit şekilde dağıtılamadığı için önlenebilir bir hastalıktan hayatını kaybediyor. Sağlık hakkı şirketlerin insafına terk edilemez. Patentler kaldırılmalı, aşılar tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul edilmeli, aşıda adil ve eşit dağıtım sağlanmalıdır. Bu konuda uluslararası işbirlikleri gerçekleştirilmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki neoliberal politikalardan vazgeçilmedikçe bütün bu öneriler geçici çözümler oluşturacaktır. Kürdistan’da ise aşılama oranında düşüklük olduğu bilinmektedir. Aşı tereddüdünün nedeni mevcut iktidar ve Kürdistan’da uyguladığı politikalardır. pandeminin başından bu yana şeffaf olmayan, gerçek verileri açıklamayan, toplum sağlığını öncelemeyen yönetim tarzlarıyla toplumu ikna edememektedir. Bunlar yetemezmiş gibi demokratik kitle örgütlerini ve kurumları en başından itibaren sürecin dışında tutmuştur. Ayrıca yerel yönetimlere atanan kayyımlar aşı süreçlerine dahil olamamış çağrıları toplumda karşılık bulmamıştır.

Bu iktidara rağmen toplum aşı olmalıdır, aşıya güvenmeli iktidara güvenmemelidir. Aşı toplumun öz savunmasıdır. Bu gerçeklikle toplum sağlığını düşünen tüm demokratik kitle örgüt ve kurumların ortak hareket ederek toplumla buluşması gerekir.”