Ekoabori

Gazetecilerin abisi, Diyarbakır’ın birleştirici gücüydü…

VEYSİ POLAT

Her ölüm acıdır.

Vedasız ve ani ölümler ise en acı olanıdır.

Geçen yıl bugün vefat haberi geldiğind…

VEYSİ POLAT

Her ölüm acıdır.

Vedasız ve ani ölümler ise en acı olanıdır.

Geçen yıl bugün vefat haberi geldiğinde her ölüm sonrası hayata veda edenle ilgili anılar canlanır hüznün yanında.

Öyle bir gün yine geldi çattı.

Yıl 1991’in sonları.

Köy yakmaların, ‘faili meçhul’ cinayetlerin, güpegündüz insan kaçırmaların, akla gelebilecek her türlü hak ihlallerinin tavan yaptığı bir dönemde tanıdım kendisini.

Onu tanıdığımda 15 yaşındaydım.

Ofisboy olarak çalıştığım Özgür Gündem’in Diyarbakır Bürosu’na Haber Müdürü ve Temsilci olarak göreve başlamıştı.

Diyarbakır aksanı dışında İstanbul Türkçesi ile konuşanla ilk kez tanışmıştım diyebilirim.

Deneyim sahibi, naif, disiplinli ve cesur bir gazeteciydi Raif abi.

Sabah asla işe geç kalmaz, pek de iç açıcı olmayan kentin gerçekliklerini zamanında İstanbul’daki Haber Merkezi’ne iletirdi.

O’na karşı sorumluluğum, haber materyallerini kargoya sağlam teslim iletmem, kahvesini, çayını masasına bırakmaktı.

Göreve başladıktan sonra muhabirlerle sürekli ilgilenmesi, benimle pek diyalog kurmaması, bir an için ‘vasıfsız bir eleman olarak beni görüyor’ düşüncesine kapılsam da bir süre sonra yanılmıştım.

Okuldan gazeteye getirdiği oğlunu emanet ettiği biri olmuştum.

 

O, cesur muhabirlerinin kimsenin konuşmaya dahi cesaret edemediği yazıları toparlarken, ben de Erman’la külüstür bir bilgisayarda vakit geçirmenin kaytarmacasını yapıyordum.

Sonra yaşanılanlar her ne kadar kötü olsa da o dönemler güzeldi.

Benim için ise büyük bir deneyim.

Patır patır vurdular sonra…

Her bir muhabiri sokak ortasında katledilirken devam etti görevine…

Bir gün “kahramanımı” da yere devirdiler.

Üstüm kan revan içindeyken hastane koridorunda Erman’a sarıldığı gibi başımı göğsüne yaslayıp, saçımı okşayışını asla unutmam…

Sonra İstanbul girdi araya. İletişim koptu, ta ki 2010’a kadar.

İstanbul’da çalıştığım ulusal bir gazete için kendisini haber için aradığımda Haber Müdürü’ydüm artık.

O ise, Diyarbakır mermercilik sektörüne yön veren saygın bir iş insanıydı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Diyarbakır’a gittiğinde onun fabrikası, DİMER’i de ziyaret etmişti.

Ahmet Altan, haber toplantısında “Soyadı Türk olan Kürt iş insanını tanıyan var mı aranızdan, görüşüp hayat hikayesini alalım” dediğinde telefonun diğer ucundaydı.

Çok sevindi. Bir dönem masasını temizleyen, çay ve kahvesini servis eden, oğlunu emanet ettiği biri olarak değil, bir gazeteci olarak karşısındaydım.

Yoksulluk ve azimle geçen hikayesini başarıyla taçlandıran süreci bir bir anlattı.

Manşetti artık Raif Türk.

Yıllar geçti, Abori gecesinde hasta olmasına rağmen tedavi için bir gün önce gittiği Ankara’dan geri gelmişti.

Abori’nin sahnesine davet ettiğimde, sesi ile birlikte titreyen elini öpmek büyük bir şerefti benim için.

Ustamdı…

ABORİ GECESİ (EYLÜL-2016)

Mikrofonu aldı, demin yukarıda yazdıklarımı kendisi de anlattı.

Vefatından iki hafta önce yönetmenliğini üstlendiği “Qet/Hiç” adlı belgesel filmimin galasında da beni yalnız bırakmadı.

QET/HİÇ FİLMİ GALASINDAN… (EYLÜL-2023)

Ahde vefanın abidesiydi.

Gazetecilerin “abisi”, Diyarbakır’ın “birleştirici gücü”, iş insanlarının “yol göstericisi”ydi.

Seni unutmayacağız!…,

Tüm hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum Raif abi…

 

Ekoabori