Ekoabori

Meclis tarih yazdı, düz ovada siyaset kapısı aralandı

VEYSİ POLAT

Bazen bir rakam, uzun uzun anlatılabilecek bir hikâyeyi tek başına anlatır.

468…

Meclis’te çerçeve …

VEYSİ POLAT

Bazen bir rakam, uzun uzun anlatılabilecek bir hikâyeyi tek başına anlatır.

468…

Meclis’te çerçeve yasaya verilen oy sayısı.

Bu rakama yalnızca bir oylama sonucu olarak bakmamak gerekiyor. Çünkü 468, Türkiye’nin farklı siyasi damarlarının, farklı şehirlerinin ve farklı toplumsal kesimlerinin temsilcilerinin aynı metinde buluşması demek.

Yaklaşık yarım asırlık çatışmalı geçmiş düşünüldüğünde bunun sıradan bir siyasi gelişme olduğunu düşünmüyorum.

Elbette 468 oyu toplumun tamamının referandumu olarak okumak doğru olmaz. Ancak Meclis’in toplumdan bağımsız olmadığını da unutmamak gerekir. Milletvekilleri seçmenlerin oylarıyla o sıralara geliyor.

Bu nedenle 468 oyun toplumsal bir karşılığının olduğunu söylemek mümkün.

Bana göre bu rakam, Türkiye’de çatışmanın sona ermesi ve meselenin siyaset zemininde çözülmesi yönündeki arayışın artık Meclis’te güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.

Asıl tarihsel olan da bu.

Çünkü yıllarca Kürt meselesi konuşulduğunda siyaset sertleşti. Güvenlik ile demokrasi birbirinin karşısına konuldu. Çözüm fikri bile zaman zaman başlı başına bir siyasi tartışmaya dönüştü.

Bugün ise 468 milletvekili, bu meselenin hukuki bir çerçeveye kavuşması yönünde oy kullanıyor.

Türkiye’nin geldiği noktayı bundan daha iyi anlatan çok az şey var.

Yarım asırlık çatışma herkesi yordu.

İnsanlar hayatını kaybetti, aileler göç etti, gençler başka kentlerde gelecek aradı. Yatırımlar ertelendi, sermaye başka adreslere yöneldi ve Türkiye enerjisinin önemli bölümünü kendi içindeki çatışmaya harcadı.

Bugün ise toplumun önemli bir kesimi başka bir şey istiyor:

Normalleşmek, güven içinde yaşamak, gençlerin kendi şehirlerinde gelecek kurmasını sağlamak ve ekonominin önünü açmak.

468 oy biraz da bunun siyasi karşılığı.

Herkes yasanın bütün maddelerini yeterli buluyor mu?

Hayır.

Daha ileri demokratik adımlar isteyenler var. Yasanın güvenlik boyutunun ağır bastığını düşünenler var.

Fakat bütün bu farklılıkların üzerinde oluşan ortak zemin önemli:

Bu mesele artık silahla değil, siyasetle çözülmeli.

Türkiye açısından asıl kırılma noktası burada.

Fakat bir yasa çıktı diye bütün sorunların çözüldüğünü düşünmek de doğru olmaz.

Yarım asırlık bir çatışmanın bıraktığı izler birkaç maddelik düzenlemeyle ortadan kalkmaz. Hukuki sorunlar, siyasi beklentiler ve toplumsal güvensizlik hala ortada.

Bu nedenle çerçeve yasayı bir sonuçtan çok başlangıç olarak görmek gerekiyor.

Asıl mesele bundan sonra atılacak adımlarda.

Silahların susmasının ardından demokratik siyaset nasıl işleyecek?

Siyasi alan ne kadar genişleyecek?

Hukuki güvenceler nasıl güçlendirilecek?

Toplumun farklı kesimleri kendisini ne kadar güvende hissedecek?

Kalıcı barışın ölçüsü yalnızca çatışmanın sona ermesi olmayacak. İnsanların yarın yeniden eski günlere dönülmeyeceğine inanması da gerekecek.

Kandil’deki örgüt yönetimi de Meclis’ten geçen yasayı yeterli bulmuyor. Ancak düzenlemeyi tamamen reddetmek yerine, çatışmalı dönemin sona erdirilmesi açısından önemli bir başlangıç olarak değerlendiriyor.

Beklenti, bunun ardından demokratikleşme ve özgürlük alanını genişletecek yeni düzenlemelerin gelmesi.

Özellikle silahların bırakılmasının ardından siyaset yapmanın, örgütlenmenin ve düşüncelerin özgürce ifade edilmesinin güvence altına alınması isteniyor.

Bir başka önemli başlık ise Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü.

Örgüt yönetimi, Öcalan’ın özgürce çalışabileceği ve süreci koordine edebileceği bir zeminin oluşturulmasını istiyor.

Bu, önümüzdeki dönemin en zor siyasi tartışmalarından biri olacak.

Çünkü devlet açısından silahsızlanma ve örgütsel yapının sona ermesi temel önceliklerden biri. Diğer tarafta ise bunun karşılığında demokratikleşme ve siyasi güvenceler beklentisi bulunuyor.

Sürecin başarısı, bu iki farklı beklentinin aynı zeminde buluşturulmasına bağlı.

Yıllardır kullanılan “düz ovada siyaset” sözü bugün belki de hiç olmadığı kadar gerçek bir anlam taşıyor.

Çünkü mesele yalnızca bir grubun siyasete katılması değil.

Dağın yerine Meclis’in, silahın yerine sandığın, çatışmanın yerine demokratik rekabetin geçmesi.

Siyaset yapmak isteyen herkesin siyaset yapabildiği bir Türkiye.

Bunun gerçekleşmesi Türkiye demokrasisi açısından büyük bir kazanım olur.

Fakat bunun için silahların susması kadar hukukun güven vermesi de gerekiyor. Mahkeme kararlarının uygulanması, siyasi alanın genişlemesi ve insanların yeniden çatışma günlerine dönüleceği korkusundan kurtulması gerekiyor.

Çünkü barışın en büyük düşmanlarından biri güvensizlik.

Şimdi önümüzde iki fotoğraf var.

Bir tarafta yaklaşık 50 yıllık çatışmalı geçmiş.

Diğer tarafta 468 oyla ortaya çıkan geniş bir Meclis mutabakatı.

Dün konuşulması bile zor olan meseleler bugün Meclis’te yasalaşıyor.

Bu değişimin kıymetini bilmek gerekiyor.

Ama rehavete de kapılmamak gerekiyor.

Çünkü bundan sonrası daha zor.

Devletin beklentileri var.

Kandil’in beklentileri var.

Siyasi partilerin beklentileri var.

Toplumun beklentileri var.

Bunların hepsi aynı değil.

Fakat buluşabilecekleri bir zemin var:

Silahların yerine siyasetin geçmesi.

468 oyla Meclis bir kapı açtı.

Şimdi o kapıdan geçmek gerekiyor.

Bunun anlamı yalnızca bir yasanın uygulanması değil.

Hukuku güçlendirmek, demokrasiyi büyütmek, siyasetin alanını genişletmek, ekonomiyi canlandırmak ve gençlere yeniden gelecek duygusu vermek.

Türkiye yıllarca çatışmanın maliyetini ödedi.

Artık barışın kazancını konuşmanın zamanı geldi.

Belki de bu yeni dönemin en kısa tarifi şu:

Dağda değil, Meclis’te siyaset.

Silahla değil, sözle mücadele.

Çatışmayla değil, demokratik rekabetle gelecek aramak.

Eğer bunu başarabilirsek, 468 yalnızca bir oylama sonucu olarak kalmayacak.

Türkiye’nin yeni bir döneme geçtiği günün rakamı olarak hatırlanacak.

Ekoabori