Ekoabori

Diyarbakır ekonomisi sınır kapılarına çarpıyor!

Rakamlar bazen uzun nutuklardan daha güçlü konuşur.

Rakamlar bazen uzun nutuklardan daha güçlü konuşur.

2026 yılının ilk beş aylık ihracat verileri, Diyarbakır ekonomisinin önündeki en büyük engelin üretim eksikliği olmadığını bir kez daha gösteriyor.

Kentin Irak’a ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42,3, Suriye’ye ihracatı ise yüzde 35,7 geriledi.

Daha çarpıcı olan ise Türkiye’nin aynı dönemde Suriye’ye ihracatını yaklaşık yüzde 24 artırmış olmasıdır.

Yani sorun Suriye pazarı değildir.

Sorun, Diyarbakır’ın o pazara ulaşamamasıdır.

Türkiye, Suriye’ye daha fazla mal satarken Diyarbakır daha az satıyorsa, burada üreticiyi değil sistemi sorgulamak gerekir.

Son yıllarda Diyarbakır’da ekonomik kurumların ortaya koyduğu çabayı görmezden gelmek mümkün değil. Ticaret odası, ticaret borsası, organize sanayi bölgesi, ihracatçı birlikleri ve iş dünyasının diğer aktörleri; yeni organize sanayi alanları kuruyor, yatırımcı çekmeye çalışıyor, uluslararası fuarlara katılıyor, ticaret heyetleri oluşturuyor, yeni pazarlar arıyor.

Kentin ihracatını büyütmek için neredeyse her ay yeni bir girişim hayata geçiriliyor.

Ancak bütün bu emeklerin önünde aşılması güç bir duvar duruyor.

O duvarın adı sınır kapılarıdır.

Çünkü bölgenin ekonomik kaderini belirleyen en kritik kararlar yerelde alınmıyor.

Yıllardır kapalı tutulan sınır kapılarının açılıp açılmayacağına merkezi hükümet karar veriyor.

Bir başka ifadeyle, Diyarbakır’ın ihracat potansiyeli, yatırım planları ve ekonomik geleceği büyük ölçüde Ankara’da ve Şam’da verilecek siyasi ve bürokratik kararların iki dudağı arasında bekliyor.

Bu tablo sürdürülebilir değildir.

Dünyanın hiçbir yerinde sınırın hemen yanı başındaki sanayi kentleri, ürünlerini yüzlerce kilometre uzaktaki başka sınır kapılarından ihraç etmeye zorlanmaz.

Diyarbakır ise yıllardır bunu yaşıyor.

Mesela Nusaybin Sınır Kapısı, 14 yıldır kapalı.

Aylar önce modernizasyonu TOBB tarafından yapılıp hazır hale getirilmesine rağmen, sınırın diğer yakası “Kürtlerin kontrolünde” diye Şam hükümeti onay vermiyor.

Diyarbakır ve diğer bölge kentleri, Irak ve Suriye gibi doğal ticaret ortaklarına en yakın şehirlerden biri olmasına rağmen, doğrudan sınır ticaretinin avantajlarından yararlanamıyor.

Bu durum nakliye maliyetlerini artırıyor, teslim sürelerini uzatıyor ve bölge sanayicisini rekabette geriye düşürüyor.

Ekonomi yalnızca üretmekle büyümez; üretileni pazara ulaştırabilmekle büyür.

Bugün Diyarbakır’ın yaşadığı temel sorun da budur.

Yıllardır bölge insanına “üretin”, “yatırım yapın”, “istihdam oluşturun” deniliyor.

Sanayici üretimini artırıyor, çiftçi daha fazla ürün yetiştiriyor, iş insanları yeni pazarlar bulmaya çalışıyor.

Fakat iş ürününü komşu ülkeye göndermeye geldiğinde karşısına kapalı sınır kapıları çıkıyor.

Bu yalnızca bir lojistik sorunu değildir.

Bu, bölgesel kalkınmanın önündeki en büyük yapısal engellerden biridir.

Sınır kapılarının kapalı kalmasının bedelini yalnızca ihracatçılar ödemiyor.

Satılamayan her ürün, açılamayan her fabrika, kurulamayacak her yeni yatırım ve istihdam edilemeyen her genç bu politikanın doğrudan sonucudur.

Bölgeden batıya devam eden göçün, işsizliğin ve sermaye yetersizliğinin nedenlerinden biri de budur.

Üstelik bugün Ortadoğu yeniden şekillenirken, Suriye’nin yeniden inşa süreci konuşulurken, milyarlarca dolarlık yeni bir pazar oluşurken, bu pazara en yakın üretim merkezlerinden biri olan Diyarbakır’ın dışarıda kalması ekonomik akılla açıklanamaz.

Eğer gerçekten bölgesel kalkınma hedefleniyorsa, bunun yolu sürekli teşvik paketleri açıklamaktan değil, önce bölgenin doğal ticaret yollarını açmaktan geçer.

Çünkü sınır kapıları sadece geçiş noktaları değildir; onlar üretimin, yatırımın ve refahın kapılarıdır.

Bugün Diyarbakır’ın ekonomik kurumları üzerine düşeni yapıyor.

Sanayici üretmeye devam ediyor.

İş dünyası yeni bağlantılar kurmaya çalışıyor.

Kent, fuarlarda ve uluslararası platformlarda kendini anlatıyor.

Ancak merkezi idarenin sınır ticaretine ilişkin yıllardır çözülemeyen sorunları devam ettiği sürece, yerelde gösterilen bütün bu çabalar istenilen sonucu vermeyecektir.

Kalkınma yalnızca yatırımcıdan fedakarlık bekleyerek sağlanamaz.

Devlet de bölgenin önündeki yapısal engelleri kaldırmakla yükümlüdür.

Bugün yapılması gereken şey yeni vaatler değil, yıllardır bekleyen sınır kapılarının açılmasıdır.

Çünkü Diyarbakır’ın ve diğer Kürt illerinin yoksullaşmasının önemli nedenlerinden biri üretmemeleri değil; ürettiklerini en yakın pazarlara ulaştıramamalarıdır.

Sınır kapıları açılmadıkça kaybeden yalnızca bölge olmayacak; Türkiye de Ortadoğu’nun en önemli ticaret fırsatlarından birini kaçırmaya devam edecektir.

Ekoabori