VEYSİ POLAT
Bir kentin ruhunu anlamak için bazen sokaklarına değil, tribünlerine bakmak gerekir.
Çünkü tribünler, o kentin en saf halidir.
Öfkesinin, sevincinin, kırgınlığının ve umudunun aynı anda görünür olduğu yerdir.
Orada insanlar yalnızca bir takımı desteklemez, aynı zamanda birbirine tutunur.
Hayatın ağırlığını bir süreliğine omuzlarından indirir, aynı sloganla nefes alır, aynı golle sevinir.
İşte bu yüzden spor, sadece bir rekabet değil aynı zamanda barışın, kardeşliğin ve birlikte yaşama iradesinin en güçlü ifadesidir.
Dün Amedspor tribünündeydim.
Beko avanlara inat, ortalığı bulandıranlara, huzuru sabote edenlere rağmen, yıllardır kalbimde ilk sıraya yerleşen yeşil-kırmızılı takımım için, canlarımla birlikteydim o tribünde.
“Beko avanlık”…
Bölgede son dönemde sıkça duyulan bu ifade, aslında basit bir argo değil toplumsal bir teşhisin adı.
Bulunduğu ortamda gerilim üreten, insanları birbirine düşüren, huzuru sabote eden bir anlayışı tarif ediyor.
Dedikoduyla, kışkırtmayla, manipülasyonla beslenen; ortak yaşam zeminini zedeleyen bir tutum bu.
Ve belki de en önemlisi, toplumun artık bu tipleri tanıdığını, adını koyduğunu ve onlara mesafe aldığını gösteriyor.
Ama dün o statta bunun tam tersi vardı.
Protokolde herkes yan yanaydı.
AKP’lisi, CHP’lisi, DEM Partilisi…
Vekiller, belediye başkanları, sivil toplum temsilcileri…
Hepsi aynı heyecanın parçasıydı.
Sahanın içinde ise ne yaptığını bilen, inanan ve kazanmaya odaklanmış bir takım vardı.
Tribünler…
Tarif etmek kolay değil.
20 bini aşkın insan, 90 dakika boyunca tek bir yürek gibi attı.
Takımını durmadan destekleyen, top rakibe geçtiğinde ıslıklarla baskı kuran, yeniden kazanıldığında coşkuyu büyüten bir kitle…
Sadece izleyen değil, oyuna müdahale eden bir güçtü bu.
Her golde başka bir hikaye yazıldı.
O anlarda kimsenin kimliği, siyasi görüşü, geçmiş kırgınlıkları yoktu.
Sadece sevinç vardı.
Sadece aidiyet.
Yerinden sıçrayanlar, sarılanlar, göz göze gelip aynı sevinci paylaşanlar…
Dargınların barıştığı, yabancıların kardeş olduğu anlar yaşandı.
O anlarda kimse kimliğini, siyasi görüşünü, geçmiş kırgınlıklarını hatırlamadı.
Sadece aynı sevince ortak oldu.
Bu nedenle Amedspor, sadece bir futbol takımı değil.
Kürt kimliğiyle sahada var olmanın, görünür olmanın ve kabul edilmenin simgesi.
Anonslarda, çalınan müziklerde, tribünlerin dilinde bu kimlik açıkça hissediliyor.
Sezon boyunca yaşanan tüm haksızlıklara rağmen geri adım atmayan, sahada direnen, gol attığında taraftarına koşan bir takım bu.
Ve tribünlerdeki insanlar…
Hayatın tüm yükünü bir günlüğüne kenara bırakıp oraya gelenler.
Geçim derdini, yorgunluğunu, kırgınlığını dışarıda bırakıp sevdikleriyle aynı coşkuya tutunanlar.
Belki de bu yüzden o tribünler sadece bir maçın değil, bir dayanışmanın mekanıydı.
Dün orada açıkça görülen şuydu:
Bu takım yalnızca maç kazanmıyor.
Bu şehir, o tribünlerde kendini yeniden kuruyor.
Sonu mu?
Sonu Süper Lig.
Ama hikaye orada da bitmez.
Çünkü bu hikayenin devamı var:
Ötesi umut.
Ötesi birlikte yaşama inancı.
Belki de bir gün Şampiyonlar Ligi.
