Ekoabori

Hafız, hala o sokakta…

O günlerde gazetecilik, sadece haber yazmak değildi; bir halkın sesini taşımak, bedelini göze almaktı.

VEYSİ POLAT

34 yıl önceydi.

Doğup büyüdüğüm şehirde, 16 yaşıma kadar biriktirdiğim ne varsa ardımda bırakıp İstanbul’a gidişimdi.

Ne iş içindi bu gidiş, ne de aş…

Bir kaçış da değildi.

8 Haziran sabahı Diyarbakır’da patlayan o kurşun, sadece bir bedeni yere düşürmedi.

O gün, çocukluğum da orada kaldı.

Yere düşen beden, dayım Hafız’dı. (Akdemir)

Onun hemen ardından, tek başıma İstanbul’da Özgür Gündem’in Kadırga’daki merkezine adım attım.

Yurt Haberler Servisi’ndeydim.

Bir gazeteci olarak değil sadece…

Bir emanet olarak.

Hafız’ın emaneti olarak.

Orada tanıştım Semra ablayla.

Semra Kardeşoğlu.

Aynı masada oturduk, aynı cümlelerin yükünü taşıdık, aynı hakikatin peşinden yürüdük.

O günlerde gazetecilik, sadece haber yazmak değildi; bir halkın sesini taşımak, bedelini göze almaktı.

Hafız’ın katledilmesinin ardından Cağaloğlu’nda yapılan yürüyüş kareleri hala gözümün önünde.

En önde Semra abla vardı.

Elinde Hafız dayımın fotoğrafı.

Yüzünde yas değil sadece, öfke ve kararlılık.

O fotoğrafı taşımak, bir hatırayı değil bir mücadeleyi omuzlamaktı.

Aradan 34 yıl geçti.

Önceki gün Diyarbakır’da, “Kadınlar Barışı Konuşuyor” etkinliğinde yollarımız yeniden kesişti.

Bir asırlık Kürt meselesi konuşuluyordu.

İrlanda’dan gelen siyasetçiler deneyimlerini anlatıyordu.

Ama bizim hafızamızda konuşulan, hala yarım bırakılmış bir adaletti.

Ara verildiğinde göz göze geldik.

Semra abla bana bakıp tek bir kelime söyledi:

“Hafız…”

O an, zaman yerinden oynadı.

“Her sabah gündem için telefonlaşırdık” dedi.

“Naifti, çalışkandı, cesurdu…”

Onu anlatırken aslında bugüne de ayna tutuyordu.

Çünkü bazı insanlar sadece geçmişte kalmaz, onlar bir çizgi olur.

O çizginin dışına çıkmamak, bir tercih değil bir sorumluluktur.

Havalimanından gelirken Kayapınar’da gördüğü “Hafız Akdemir Parkı”nı anlattı bana.

Daha ben söylemeden, o çoktan 34 yıl öncesine gitmişti bile.

“Adını şehit edildiği sokağa da verdiler” deyince “Beni, o sokağa götürür müsün?” dedi.

Dün, birlikte o sokakta yürüdük.

Soluğu orada aldık.

Bir sokağın adı değildi sadece o.

Bir hafızanın, bir direnişin, yarım bırakılmış bir adaletin adıydı.

Biz o günden bugüne kalemimizi başka tarafa oynatmadık.

Hakikatin yanında durduk.

Bedeli ne olursa olsun.

Çünkü bazı hikayeler yazılmaz sadece yaşanır, taşınır ve devredilir.

Benimki de böyle bir hikaye.

Hafız’ın emaneti olarak teslim edildiğim Semra ablayla aynı sokakta yeniden kurulan bir hafıza.

Ve biliyorum:

Bu hikaye bitmedi.

Çünkü biz hala buradayız.

Ve hala yazıyoruz.

Ekoabori