
VEYSİ POLAT Bir kent düşünün… İhracat yapıyor ama kayda girmiyor. Üretiyor ama finansmana ulaşamıyor. Sanayisi var ama merkezi batıya kaçıyor. Kadın emeği ayakta tutuyor ama korunmuyor. Ve en önemlisi potansiyeli büyük ama barışsız bırakılıyor. Diyarbakır’da Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ve bileşenlerinin katılımıyla hafta sonu yapılan kapsamlı ekonomik değerlendirme toplantısı, aslında tek bir gerçeği yeniden […]
VEYSİ POLAT
Bir kent düşünün…
İhracat yapıyor ama kayda girmiyor.
Üretiyor ama finansmana ulaşamıyor.
Sanayisi var ama merkezi batıya kaçıyor.
Kadın emeği ayakta tutuyor ama korunmuyor.
Ve en önemlisi potansiyeli büyük ama barışsız bırakılıyor.
Diyarbakır’da Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ve bileşenlerinin katılımıyla hafta sonu yapılan kapsamlı ekonomik değerlendirme toplantısı, aslında tek bir gerçeği yeniden ve yüksek sesle hatırlattı.
Bu kentin önündeki en büyük engel ekonomik değil, politiktir.
Rakamlar ortada.
Resmi ihracat artıyor.
Sanayi sicilli işletme sayısı yükseliyor.
Organize sanayi bölgelerinde parseller doluyor, yatırımlar sıraya giriyor.
Ama aynı anda şirketler kapanıyor, konkordatolar patlıyor, firmalar merkezlerini batıya taşıyor.
Bu çelişki tesadüf değil; yapısal bir tıkanmanın sonucu.
Diyarbakır ithalata bağımlı değil, imalata dayalı ihracat yapan bir kent.
Irak’la, Suriye’yle, Ortadoğu’yla doğal bir ticaret hattına sahip.
Ama sınırlar kapalı, pazarlar dar, güven ortamı kırılgan.
Barışın olduğu dönemlerde ihracatın nasıl sıçradığı hâlâ hafızalarda.
Bugün o seviyelerin bile gerisindeysek, sorun sanayicide ya da işçide değil.
Ekonomik krizin en ağır faturası sahada kesiliyor.
Tekstil çökerken kadın emeği geriliyor.
Yüksek faiz üretimi boğuyor.
Finansmana erişemeyen işletme çözümü göçte buluyor.
Bir kent, kendi ürettiği değeri başka şehirlerin istatistiklerine kaptırıyor.
Üstelik bu sadece ekonomik bir kayıp değil; toplumsal bir erozyon.
İşsiz kalan binler, kapanan atölyeler, yarım kalan hayaller…
Bunların hiçbiri soyut başlıklar değil.
Buna rağmen kent geri adım atmıyor.
Kadınlar üretimde daha görünür.
Kooperatifler ayakta.
Yerel mutfak, kültür ve coğrafi işaretli ürünler ekonomik değere dönüşüyor.
Sanayi altyapısı artık hazır; parseller var, tesisler yükseliyor, yatırımcı bekleniyor.
Yani mesele şu:
Diyarbakır hazır.
Ama sistem hazır değil.
Barış, bu kentin romantik bir talebi değil; ekonomik bir zorunluluktur.
Demokrasi, bir lüks değil; yatırımın sigortasıdır.
Hukuk, sadece adalet meselesi değil; kredi musluğunun anahtarıdır.
Güvenlikçi politikalarla büyüme olmaz.
Kapanan sınır kapılarıyla ticaret gelişmez.
Ayrımcılıkla sanayi tutulmaz.
DTSO toplantısında söylenen her cümle, aslında ortak bir çağrıydı:
Bu kent için birlikte düşünmek, birlikte karar almak ve birlikte sorumluluk almak gerekiyor.
Sivil toplumdan yerel yönetimlere, merkezi idareden finans sistemine kadar herkesin bu çağrıyı duyması şart.
Çünkü Diyarbakır, yalnızca bir şehir değil; Mezopotamya’nın kalbi.
Bu kalp ya barışla güçlenecek ya da görmezden gelindikçe yorulacak.
Tercih hâlâ elimizde.
Şam’da Rojava çıkmazı: Mazlum Abdi, Şara ile görüşmeyi yarıda kesti19 Ocak 202622:50 DEM Parti’den olağanüstü karar: Sınıra gidiyorlar19 Ocak 202622:37 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi: Karla mücadele devam ediyor19 Ocak 202609:39 Diyarbakır’ı kar vurdu; Sur Belediyesi gün doğmadan sahaya indi19 Ocak 202609:00 Diyarbakır Havalimanı’nda iniş yok, ihmal var!18 Ocak 202620:59