VEYSİ POLAT
Diyarbakır…
Tarihi geçmişi, barındırdığı kültürel değerler, sosyal ve siyasal yapısıyla Türkiye’de hep örnek gösterilen kentlerin başında yer aldı.
1990’lı yıllarda çok acılar yaşadı.
Siyasal düşüncesinden dolayı kimi zaman köyü yakıldı, kimi zaman insanlık dışı muamelelere maruz kaldı.
O dönemler ayakta kalmanın, yaşama tutunmanın adı “zorunlu göç” oldu.
Kırsaldan yoğun göç alan Diyarbakır, zamanla Sur ve Bağlar’ın dışına taştı.
Yenişehir daha da gelişti, bu üç ilçeye Kayapınar eklendi.
Nüfusu şu an 2 milyon.
Büyükşehir statüsünde olmasına rağmen köy yaşamını kimi yerlerde hala devam ettiriyor.
Kayapınar’da, 5 milyonluk dairelerde oturanların olduğu yerlerdeki refüjlerde hayvanlarını otlatanları, tandır ekmeği yapanları görmek mümkün.
Sur, diğer üç merkez ilçeyi bağrından çıkaran yapısıyla maneviyatını hep koruyan, her kesimin uğrak yeri.
Bir zamanlar “zorunlu göç” mağdurlarının ilk adresiydi, şimdi de Suriye savaşından kaçanların ilk durağı.
Acı kaderi olsa gerek ki UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alındığı yıl (2015)“hendek savaşları”na yenildi.
8 bin aile (24 bin kişi) buradan başka diyara göç etti.

Fotoğraf: Mahmut BOZARSLAN
Sürgünün sürgününü yaşayanların adresi bu kez Bağlar’dı.
Ne trajediler var burada…
Tren istasyonun Sur’dan ayırdığı bu ilçe, 400 bin nüfusuyla Türkiye’deki 36 vilayetin nüfusunu geçmiş durumda.
Yıkılan Sur’u andıran labirenti andıran sokakları, yan yana bitişik avlulu evleri var buranın…
Kovid-19 pandemisi ve sonrasında döviz kurlarındaki dalgalanmanın etkisiyle ekonomik krizi derinden yaşayan bir yer.
Geçim derdini iliğine kadar hissediyor burada yaşayanlar.
Aslında kentin yüzde 90’ının temel gündemi geçim derdi.
Yüzde 10’luk kesim üst tabaka.
Ekonomik kriz, orta tabakayı ortadan kaldırınca zengini tam zengin, yoksulu da fakirliğin dibine demir atmış durumda.
Bu kentte insanlar mutsuz.
Onları temsil eden kimse de yok!…
Yerel seçimlerde siyasal iradelerine kayyum atanmış.
Genel seçimlerde vekil tayin ettikleri ortada yok!
Sivil Toplum Örgütü adı altında faaliyet gösterenlerin de kendi gündemi var.
Bu aralar seçim muhabbeti nedeniyle ziyaret-iade-i ziyaretler ana gündemleri.
Telefonun diğer ucunda saygıdeğer bir iş insanı var.
Aynı zamanda kentin en kıymetli bir STK’nın da başında yer alıyor bu isim.
Memleketi ve özellikle de STK’ların gündemini konuşurken; “Kafelerde okeye dönenler, iki dakika verdiği molada kurum ziyareti yapıp sosyal medyada boy gösteriyorlar” diyor.
Kim, nerede, ne yapıyor onu bilmek mümkün değil.
Ancak gördüklerini anlatınca “Yazık, memlekete, içinde yaşayan kadirşinas halka yazık” diyorum sadece.
“Mutsuzluk” dedik.
Bu tablo sadece insanların yüzlerinden okunmuyor, Türkiye İstatistik Kurumu’nun son üç yıldır yaptığı anketlere de yansımış durumda.
TÜİK’in 81 vilayette yaptığı “Yaşam Memnuniyeti” sıralamasında Türkiye’nin en mutsuz kenti Diyarbakır.
Kişilerin yaşadıkları kentteki memnuniyet düzeyi ile kente aidiyetleri arasında doğrusal bir orantı vardır.
Yaşadıkları kentteki memnuniyet düzeyleri arttıkça o kente kendilerini ait hissederler.
Dolayısıyla kendilerini ait hissettikleri bu kentte sosyal, ekonomik ve politik sorunların çözümünde daha aktif rol oynarlar.
Ama yok…
Bir zamanlar Türkiye siyasetine yön veren, gelen siyasetçilerin dilini değiştiren, siyasal düşüncesi ve barındırdığı Kürt nüfusuyla parmakla gösterilen Diyarbakır’da bu bağ kopmuş durumda.
Herkesin kendine göre gündemi var.
Kimileri arsa, para, çalma çırpma derdinde; yurttaş ise ucuzluk-indirim olan yerlerde kuyrukta.
Whatsap gruplarında Toprak Mahsulleri Ofisi, Tarım Kooperatif Marketleri, Et Balık Kurumu, BİM, A101, Şok, Migros gibi marketlerdeki indirimlerden birbirini haberdar ediyorlar.
Bu kente daha fazla ihanet etmeyin efendiler.
Siyasiler, yereli elinde emaneten bulunduran yöneticiler, sokağın sesine kulak verin!
Bu kente sahip çıkın!…
