Ekoabori

Güven, Kirlilik Ve Yalnızlık…

Duyduk dediklerimiz sinek vızıltısı, gördük dediğimiz boncuk parıltısı…

VEYSİ POLAT

İnsan yaşamında sosyalleşmeni…

Duyduk dediklerimiz sinek vızıltısı, gördük dediğimiz boncuk parıltısı…

VEYSİ POLAT

İnsan yaşamında sosyalleşmenin en önemli ayaklarından biri de edindiği çevre ve bu süreçte dostluğa dönüşen ilişkileridir.

Kolay kolay dost olunmaz derler ya hakikaten öyle.

Birini kendine düşman etmek bir saniyelik olsa da dost edinmek zaman ister.

Paylaşımlar içinde bir olayı ele alışı, duruşu, hele hele Kürt coğrafyasında yaşıyorsa siyasi düşüncesi belirleyicidir.

Ne iş yaparsa yapsın, hangi düşüncede olursa olsun bir defa ahlaklı olanla dostluk en gözde olanıdır.

Zaman ilerledikçe hem dünya kirleniyor hem de insan ne yazık ki!

Samimi dostluklar gittikçe azalıyor, güven denen kırmızı çizgiler aşılıyor!

İnsanın zamanla anladığı acı gerçeklerden biridir güvenmek.

En güvendiğiniz insan bile gün gelir güveninizi boşa çıkarır.

Bir daha güvenmeyeceğinizi söyleseniz de güvenmekten kendinizi alamazsınız ancak çok geçmeden tekrar güveniniz zedelenir.

Bu konuda Şems-i Tebrizi’nin çok güzel bir sözü var;

-Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında, en güzel çare dağ ile karı baş başa bırakmaktır.

-Gün gelip karlar eridiğinde, dağ yolunuzu gözleyince en güzel cevap, başka bir dağdan selam yollamaktır.”

Son 40 yılın en yorgun kentlerinden biri olan Diyarbakır, bu konuda oldukça yaralı!

Yıkımı, zulmü, ihaneti, göçü, ölümü, perişanlığı iliğine kadar hissetmesine rağmen umudunu hep yeşerten bir kentten söz ediyorum.

Gençlik yıllarında zorunlu sürgünün ardından dokuzuncu yılım burada.

Her ne kadar Liceli olsam da; Sur’da, Qamışlo ziyaretinin karşısındaki evde dünyaya gelmiş biri olarak kendimi oraya ait hissederim.

O dönemden bugüne taşınan nice dostlarla dost muhabbetinde “eski daha güzeldi, daha samimiydi her şey” diye söze başlar, “gittikçe daha kötüye gidiyor”la biten cümleleri sıkça duymaya başlar olduk.

Eskiden toplu halde Sur’a gidenlere son dönemlerde daha bir yalnız rastlar olduk.

Ya insanlar birbirinden uzaklaşıyor ve Sur’a sığınıyor!

Ya da ev veya işyerinden insan içine çıkmıyor!

Bu kadar kirlilik içerisinde kendisi de kirlenecekmiş gibi…

Evet, insanların birbirine olan güvenleri gittikçe azalıyor.

Burada sokaklar, varı yoğu birbirine karışmış; önü sonu iç içe girmiş hikâyeler kumpanyası gibi.

Hangi olay, hangi durum, hangi klasik, hangi modern hikâye- ne kadar saf görünse de- bir tarafından katran akar halde.

Katranı gözümüz görmüş de elimize yüzümüze bulaştırmayız, bulaştırmadan da olur sanmışız.

İşte orada başlamış sancımız.

Her yer katran.

Sildikçe yapışkan yapışkan.

Birçok kirlenmişliğin içinde elle tutulur bir şeyler bulmak konusunda mahir bilirdim kendimi.

Fakat bir de baktım ki kalp çarpıntısı bir gürültü halini almış, ritim bozulmuş, ruhun sesi kısılmış.

Duyduk dediklerimiz sinek vızıltısı, gördük dediğimiz boncuk parıltısı…

Dinleyenler, dinliyor görünmüş; anlayanlar, duymaktan öteye geçmemiş bu kentte…

Hafızasına güvenenler o kadar doğrunun içinde en yanlışa sus pus olmuş.

1990’lı yıllarda İskenderpaşa’dan Almanya’ya göç etmek zorunda kalmış Mahir abi ile geçmişi yad ettiğimiz Sur’un sokaklarını arşınlarken, girdap gibi beynimizde dolaşan bu konuya hep hayıflanıyoruz.

***

Gelelim kaset savaşlarına…

Siyasetin ana gündemi, sosyal medyada yayınlanan görüntüler.

Ankara bu konulara kafa yora dursun, bir de yerelin gündemi de var.

Feyk hesaplardan ortaya atılan iddiaları herkes birbirine sorup duruyor.

Bir tedirginlik hali…

“Acaba doğru mu?”

“Başka iddialar da ortaya atılır mı?”

Gibi gibi sorular…

Valla orasını Allah bilir…

“Yarası olan gocunsun” diyorum sadece.

Temiz toplum adına aslında varsa tüm kirliliklerin ve de pisliklerin ortaya çıkarılmasında çok büyük fayda var.

Bizler, yalakalığa pirim vermeden, kalemini satmadan, onurlu gazetecilerin devrettiği kalemlere sadık kalarak, gerçekleri yazmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla

 

Ekoabori